DOĞA VE SANAT BAĞLAMINDA TOPOĞRAFİK TEMA KULLANIMI


İlhan MARASALI

Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü


"...doğa kendi biçimini kendi amaçları için,

sanat da kendi biçimini kendi amaçları için yaratır" (Kandinsky, 1993)


ÖZET

Doğa sanat ilişkisi içinde insanlık tarihi boyunca sanatçının kendi yöntemiyle doğaya dokunuşunu belgeleyen bir yeri olduğu görülür. Doğa; yeryüzünü oluşturan biçimi, topoğrafyası ve sürekliliği ile hep aynıymışçasına sanki hiç bitmeyecek, değişmeyecek duygusuyla insana güven vermekte ancak insanın yarattığı teknoloji ve gelişimle hızlı

bir tükenişin korkutucu sinyallerini de vermektedir. Sanatta yeni söylem alanlarını açan bu durum sanatçının da yeni bir sorunsalına dönüşüp günümüz sanatında bir tema olmaya devam etmektedir. Doğayı her yönüyle sanatın bir konusu halinde incelemeye olanak veren yeni ve klasik düşünce biçimlerinin tartışılabildiği bu çalışmada doğa, sanat ve sanatçı üçlemesi ile esinlenmenin ötesinde sanatın, bugününe dair bir düşüncenin tarihsel ve güncel yönüyle sorgulanması amaçlanmaktadır.


Anahtar Sözcükler: Doğa, Sanat, Ekoloji, Topoğrafya.


GİRİŞ

Sanat ve Doğa üzerine yazılan yazılar, yapılan eserler, bu konuyu içeren müzeler, galeriler ve insanlık tarihi kadar eskiye dayalı birikim düşünüldüğünde doğa ve sanat üzerine ortaya konan düşüncelerin hangi yol, yöntem ve sınırlar içinde ele alınacağı da çok çeşitli yeni önermeler sunabilir. Doğa sanatın ve bilimin tükenmez bir inceleme alanı olarak günümüz sanat anlayışı içinde de tekrara düşmeden yenilenen, keşfedilen yönü ile ilgi odağı olabilmektedir. Doğa sanat ve sanatçı için esin kaynağı olma özelliğinin çok ötesinde bir yeni anlam boyutu olarak da yer alır. Özellikle 20. yüzyılın getirdiği çağdaş yaklaşımlar, önlenemez teknolojik gelişmeler makro ve mikro düzeylerde doğanın bambaşka biçimlerinin keşfini sağlamıştır. Zamanın getirdiği yeniliklerle doğanın bu geniş görülü bakışla sanatı somut olduğu kadar düşünsel olarak da etkilediği görülmektedir. Bu yazıda doğanın klasik biçiminden uzamsal görünümünü kapsayan ve sanatın doğrudan konusu haline gelen kimi sanat biçimleri üzerinde kısaca ve karşılaştırmalı olarak durulmak istenmiştir. Sanatın felsefi ve evrensel bakış açısı doğa olduğu sürece, varlığını sürdürmeye devam edecekmiş gibi görülmektedir.


DOĞA VE SANAT BİÇİMİ

Genel tanımlamayla, bir arazi yüzeyini engebelerini belirtecek şekilde kâğıt üzerinde çizgilerle gösterme işine topoğrafya denilmektedir. Topoğrafya bilimsel yöntem ve teknikleri olan bir alandır, ancak yeryüzü şekillerinin doğaya öykünen sanatçıları da etkilediği bir gerçektir. Mesela, 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde bir grup sanatçı, dünyayı arazi sanatı olarak dilimize çevrilen “Land Art” ile tanıştırmıştır. Land Art sanatçıları mekân ve malzeme olarak doğanın kendisini kullanmışlar, doğayı yeniden şekillendirerek dev düzenlemeler yapmışlardır. Ancak bu eserlerin yıpranması veya yok olması sadece zamanla ilgilidir, tıpkı 1943 Hollanda Dordrecht doğumlu yeryüzü sanatçısı Lucien den Arend’in 1986 yılında tamamladığı “El Lissitzky’e Saygı” isimli çalışması gibi. Otoyol kenarındaki arazi kullanılarak inşa edilen söz konusu eser doksanların başında tamamen yok olmuştur (Resim 1).

Resim 1. Lucien den Arend, “El Lissitzky’e Saygı”, 1986.

Elbette Arend eserinin, doğanın yıpratıcılığı karşısında dayanamayacağını biliyordu. Ancak doğa ve çevre ilişkileri 1960’larda tartışmaya başlanmış, doğaya dair bilinç uyandırma amacıyla teknoloji karşısında doğa kutsanmıştır. Kapitalist anlayışa karşı çıkılarak sanat galerileri ve müzeler gibi kabul gören sanat mekanlarını reddeden bir anlayış egemen olmuştur. Land Art sanatçıları da çevreci bir anlayış ile doğadaki geniş alanları, belirli bir konsept ile şekillendirerek insanların çevre ile tekrar iletişime geçmesini ve çevreye karşı duyarlılığı arttırmayı hedeflemişti. Toprak, kaya, vb. doğal malzemeler ile üretilen çalışmalar satın alınabilir olmadığından bu sanat anlayışı aynı zamanda yapıtın sömürülmesine karşı da bir tepki koymaktaydı. Sanatı yaşam sürecine katmış, toplum ile sanat arasındaki bağları doğa üzerinden yeniden kurmuştur.


Her ne kadar bir başkaldırı aracı olarak doğanın ele alındığı bu çevresel sanat örneklerini tekrar ettiren sanatçılar görülse de doğanın sadece bir tema olarak sanatçı üzerindeki etkisi de daima sürecek gibi görülmektedir. Çevresel koşullara bağlı olarak doğa ne kadar değişirse değişsin insan için daima keşfi bitmeyecek bir nitelik taşır. Sanatçı doğanın yarattığı topoğrafyayı ister uzaydan görülebilen büyüklükte bir isyana dönüştürsün, isterse heykelsi bir form yüzeyinde yorumlasın, yeryüzü var oldukça sanat ve doğa ilişkisi devam edecek gibi görülmektedir.


Tıpkı kariyeri boyunca sanat ve mimari arasında çarpıcı bir denge kurarak, sergiler için büyük ölçekli yerleştirmeler (installation) yaratan Maya Lin gibi. Yeryüzü şekilleri başlıca ilham kaynağı olmaya devam eden Lin, İdeal olanla, reel olan arasında bir bağ kurarken, her yerleştirme eserini tek bir malzemeden yaratmaktadır.


Resim 2. Maya Lin, “Sistematik Manzara”, 2009.

25 Ekim 2008 – 18 Ocak 2009 tarihleri arasında, San Fransisco Güzel Sanatlar Müzesi’nde (De Young Museum) sergilenen “Sistematik Manzara” (Systematic Landscape) isimli eserini görenler, Maya Lin’in yeryüzü şekillerine olan ilgisinin en yakın tanığı olmuştur (Resim 2). Bu yerleştirme 65 bin adet, farklı yükseklikte 2 x 4 cm kalınlığında ahşap blokların dizilmesi ile oluşmakta ve bu blokların meydana çıkardığı tepenin en yüksek noktası zeminden 3 metreye uzanmaktaydı.


Doğa ve sanat ilişkisi içinde sanatçı için kullandığı dil kadar işaret ettiği noktalar da önem taşımaktadır. Doğanın tahribatı ve insanlığı bekleyen tehlikeler kadar doğanın el değmemiş noktaları, denizlerin görülmeyen derinlikleri ya da yaşam çeşitliliğinin az olduğu çöller insanı sessiz bir dünya ile buluşturan sanat nesnelerine dönüşebilir. Tıpkı, 1955 doğumlu Amerikalı fotoğraf sanatçısı David Zimmerman’ın fotoğrafları gibi. Zimmerman beyaz kumdan oluşan ve “Ulusal Beyaz Kum Anıtı” (White Sands National Monument) adı verilen çölün bulunduğu New Mexico Eyaleti’nde yaşamaktadır ve 2008 tarihli “Çöl 59” (Desert 59) Sanatçının bu çölden çektiği bir dizi fotoğraftan biridir (Resim 3).


Resim 3. David Zimmerman, “Çöl 59”. 2008

ÇÖL TOPOĞRAFYASI ÜZERİNE TEMATİK UYGULAMALAR

Çöller Dünya’nın yağmur almayan bölgelerinde oluşmakla beraber, çok az yağış alan bölgelerde ise esen sıcak rüzgarların yüzeydeki suyu hızla kurutması ya da yağışın kumlu ve çakıllı topraktan hızla süzülerek bitki köklerinin ulaşamayacağı derinliğe sızmasıyla da oluşurlar. Bu nedenle çöller dünya üzerinde zorlu yaşam koşullarına sahip doğal ortamlardan biridir. Çöl ortamına adapte olabilmiş bitki ve hayvan türlerinin sayısı oldukça azdır, ancak çöl yüzeyinin özellikle kumla kaplı olanlarının kendisi adeta canlıdır. Rüzgârın, kum gibi hafif ve ince tanecikli bir malzemeyi taşıyıp yığması ve şeklini vermesi çok kısa sürmektedir. Rüzgârın kesilmesi ile ortaya çıkan görüntü ise son derece plastiktir ve yaşamsal zorluklarının yanında çöller görsel açıdan son derece büyüleyici bir topoğrafyaya sahiptir.


Geçmişten günümüze, doğanın bizlere sunduğu görsel ve fiziksel değerler sanatın konusu, sanatçının esin kaynağı ve malzemesi olabilmektedir. Sanatta düşünceyi somutlaştıran, biçimsel anlatımda kullanılan malzemenin önemi yoktur. Doğal oluşumların biçim ve renkleriyle ilişkilendirilerek oluşturduğu “esin” adı verilen yorum tekliği doğurur. Burada Çöl görüntülerinin baskın etkisinin görüldüğü topoğrafik temalar, “doğanın dokusu” disiplininden hareketle bir dizi seramik çalışmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Çöl kumullarının şekillerinden esinlenilerek üretilen ilk çalışma 2006 tarihli “Dalgalanma”dır (Resim 4). Bu çalışmada sırlı yüzey - sırsız yüzey, beyaz renk - doğal kırmızı renk yanında hareketli ve dingin planlar gibi birbirlerine karşıtlık oluşturan ögeler kullanılmıştır.


Resim 4. İlhan Marasalı, “Dalgalanma”, 2006.

Çöl ve çölün rüzgar ile ilişkisinin bir sonucu olarak, ışığın etkisiyle doğada kendiliğinden beliren çizgi, gölge ve mistik anlatım diye özetlenebilecek büyüleyici görüntülerin, seramik yüzeylerde sonsuza varan sabitliği, bu oluşuma malzeme ve teknikle bir durma anı kazandırmaktadır. Ancak seramiğin bazı üretim kurallarını zorunlu kılması bu alanın dezavantajı gibi görünse de bu zorluk ve zorunluluklardan seramik sanatı kendi adına soyut bir dili geliştirmiştir. Parlak ve canlı renk kullanma imkanı sağlayan sırlı yüzeyler bu soyut anlatımı desteklemektedir (Resim 5). Burada artık çöl sadece bir isim, bir esin nesnesidir. Tabi bu çalışmalarda esinlenilen çöl, kumul çölleridir yani sayısız kumun bir arada yığılıp tonlarca ağırlığında bir tepe oluşturmasıdır.


Genel bir söyleme göre kum camın hammaddesidir. Gerçekte ise söz konusu kum kuartz kumudur. Cam ve kum arasında kurulan bu metafordan hareketle son dönemlerde füzyon tekniği ile şekillendirilen camların, çalışmaların üzerine yerleştirilmesi fikri doğmuştur (Resim 6). Camın seramik yüzeye yapıştırılması ise temel bir sorundur ve bunun için sırlı bir yüzeye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak sırlı yüzeye yapıştırma işlemi, pişirim yapıldıktan sonra mümkündür. Her ne kadar cam ile sır türdeş malzemeler olsa da, gerek pişirim sıcaklıkları ve gerekse yüzey gerilimleri nedeniyle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bu nedenle bu iki inatçı malzemeyi birbirine tutturmak için en iyi çözüm ultraviole yapıştırıcılar olarak saptanmıştır.


Resim 5. İlhan Marasalı, “Çöl”, 2009 Resim 6. İlhan Marasalı,”Sarı Peyzaj”, 2018


Sonuç olarak, sanatın konuları ve tüm alanlarda anlatımlarının yanı sıra seramik malzeme ve teknikleriyle ortaya koyulan bu çalışmaların istenildiğinde bambaşka biçimlerde yeniden çeşitlenebileceği ve sadece doğa değil, doğanın parçası olan salt çöl topoğrafyasının daha pek çok çalışma için sonsuz bir esin kaynağı olabileceği düşünülmektedir.


KAYNAKÇA


Arend, Lucien den. Home page. 20th February 2020

<http://www.denarend.com/land-art.htm>


CLARK, Kenneth. Landscape Into Art. Gibb Press, Utah -USA, 2007.


KANDINSKY, Wassily. Sanatta Ruhsallık Üzerine. (Çev. Gülin Ekinci), Ankara:

Altıkırkbeş Yayınları; 70, 1993.


Lin, Maya. Home page. 20th February 2020

<http://www.mayalin.com/index.html?detectflash>


KAGAN, Moissej. Estetik ve Sanat. Ankara: İmge Kitabevi, 2001.


TANSUĞ, Sezer. İnsan ve Sanat. İstanbul: Altın Kitaplar, 1982.


Zimmerman, David. Home page. 20th February 2020

<http://www.davidzimmerman.com/work#/gipfel/ >


Bilim, Sanat, Teknoloji ve Endüstri Dergisi

 

© 2020. Türkiye Seramik Federasyonu. Tüm Hakları saklıdır.

Tasarım ve Uygulama

  • Twitter
  • Instagram
  • Gri LinkedIn Simge