GECE NOTLARI: SÖZDEN ÇİZGİYE, ÇİZGİDEN CAMA…

Pandemi boyunca geceleri gündüz gibi yaşamaya başlayınca Prof. Mustafa Ağatekin için gündüzler uykuya, geceler de aktif zamanlara evrilmiş. Ve bu zamanlarda defterlere aldığı not ve çizimlerden oluşan birikimi “Gece Notları” sergisine dönüşmüş. Ağatekin ile 17 Temmuz-5 Ağustos tarihleri arasında Bodrum’daki Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü Erdinç Bakla Sanat Galerisi’nde düzenlenen sergisi üzerine konuştuk.

FATMA BATUKAN BELGE

Gece, insanın duygu ve düşüncelerini farklılaştıran bir zaman dilimi. Aynı meseleler gündüz başka gece başka görünüyor insana... Sizin için de öyle midir?

Öyle olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kendi adıma gecenin bizi içinde bıraktığı başkalığın, bir başınalıkla ilgili olduğunu düşünüyorum. Başka bir ifadeyle, bir iç döngü olarak görüyorum bu zamanları ve bir başına kaldığım bu zaman diliminde ruhumu sağaltıyorum.

Tasarıdan yapıtın hayata geçirilmesine kadar sanatsal üretim süreciniz nasıl ilerler? Gece bu süreçte nasıl bir rol oynar?

Yapıtın tasarıdan hayata geçme sürecinde aslında tasarı öncesi ciddi bir hazırlığım olur. Bu hazırlık yaşamımın o döneminde ilgi ve merak duyduğum konular etrafındaki okumalar, izlemeler vb. edinimlerle geçen bir arayış süreciyle başlar. Bu birikim sürecinin sonu genellikle benim o dönemde odaklandığım konu ya da kapsamın seçimiyle sonuçlanır. Sonrasında bu konu ya da kapsam çerçevesinde yapıtları tasarlama sürecim başlar. Bu aşama en keyif aldığım aşamalardandır; zira çizimler, detaylandırılmış üretim taslakları vb… Çok uzun zamandan bu yana bu desen ve detay çizimlerinin toplandığı defterler, bunlar en az ortaya koyduğum yapıtlar kadar bana keyif veriyorlar ve bazen defterler bir sonraki yolculuğun hazırlayıcısı oluyorlar.


Bu süreçlerde gece nasıl bir rol oynuyor sorunuzun cevabına gelince; aslında “Gece” kavramı bu tasarı öncesi arayışlarda çıktı diyebilirim. Pandemi boyunca geceleri gündüz gibi yaşamaya başlayınca gündüzler uykuya, geceler de aktif zamanlara dönüştü ve ben bu zamanlarda defterlere aldığım not ve çizimlerden oluşan birikimin yansımasını “Gece Notları” adıyla oluşturdum. Bu bağlamda “gece” son kişisel sergimin konusuydu.

Sergideki her bir yapıtınız için Halil Cibran’dan Hasan Ali Toptaş’a alıntılar ve notlar düşmüşsünüz. Bir anlamda izleyicinin işini kolaylaştırıyor. Bunlar yapıtların anlamını daha iyi vurgulayabilmek için mi?

Aslında izleyicinin işini kolaylaştırmak gibi bir derdim yoktu. Resim ya da heykel boyutunda cam malzemeyle söylediğim sözlerin dışında, tüm o yapıtlara ilham kaynağı olan eskiz defterlerindeki çizimlerin kenarlarına aldığım notları da görünür kılmak istedim. Yanı sıra bir şeyleri teknik anlamda üretebiliyor olmanın dışında yazmayı da çok seviyorum bunda bunun etkisi de var diyebilirim.

Notlarınızda umudun sıklıkla vurgulandığını görüyoruz. Pandeminin de etkisiyle yaşadığımız bu distopik ortamda size umut veren şeyler nelerdir?


Uzun zamandır umutsuzluk ikliminde yaşadığımız bir coğrafyadayız ve son iki yıldaki pandemi de bu etkiyi iyice arttırdı. Sadece bizlerin değil insanlığın boğuştuğu her tür açmaz yığınlar haline geldi. Bu yığınlar altında yorulan orta ve orta yaş üstü kuşak değil ama genç kuşağının bu değişimi başlatacağına inanıyorum ve üstelik değişimin geçmişteki gibi 50-100’lü yıllarla değil, bu yüzyılın argümanlarıyla çok daha kısa süreler içinde olacağını düşünüyorum. Bu yüzden umutluyum.

Sanat çalışmalarına seramikle başladınız ama neredeyse 20 yıldır cam çalışıyorsunuz. Genelde sizin gibi seramikten cama yönelir sanatçılar, tersine pek rastlanmaz. Bu sergide cam içi seramik tekniğiyle iki malzemenin buluştuğu yapıtlar da var. Sizin için hangisi daha öncelikli? Camı çekici kılan yönü nedir?

Camdan seramiğe yönelimin az rastlanır olmasının aslında tarihsel bağlamda gerekçeleri var. Bulunuş ve yaygın etki bağlamında tarihsel süreçte seramiğin uygarlık tarihinde camdan daha erken dönemde geliştiğini biliyoruz. Bu aralık günümüze kadar korunmuştur. Ben bu yönelimin az rastlanır olmasını seramiğe göre camın sanatçılar tarafından daha geç keşfedilmiş ya da tanışılmış bir malzeme ve uygulama alanı olmasına bağlıyorum.

Sergide cam içi seramik tekniğiyle iki malzemenin buluştuğu yapıtlarda o teknik özelinde bir önceliklendirmem yok aslında. Sonuçta bu teknikle yaptığım çalışmaları öncelikle resim yüzeyi olarak görüyorum. Bu resimlerde seramik; dokusuyla, rengiyle ve tedirgin edici inceliğiyle var, cam ise tüm bu kırılganlığı ve resimsel alanı taşıyan, örten ama aynı zamanda koruyarak görünür kılandır. İkisinin ortak noktası eserin hikayesine hizmet etmeleridir.

2002’den bugüne cam malzemenin bana çekici gelen; şeffaflık, derinlik, optik özellikler gibi ifade olanaklarıyla zenginleşen bir yolculuğa devam ediyorum. Gelecek günler daha doğrusu hayatın akışı içinde sözümün odağında konu bağlamında ne olacak bilmiyorum. Ancak bu meraklı sürüklenişi ve cam ile bu bağlamda oynamayı seviyorum.