MUSTAFA TUNÇALP VE KUŞUN KANADINDAKİ ÖZGÜRLÜK

Çanakkale Seramik Fabrikaları bünyesindeki Dr. İbrahim Bodur Seramik Müzesi’nde açılan “Mustafa Tunçalp ve 65. Yıl Toprak ve Sanat Çınarı Sergisi” sanatçının uzun sanat yolculuğunun göstergesi niteliğindeydi. Hep kuşlar gibi özgür olmak isteyen sanatçının kuşları ise izleyenlere özgürlük şarkıları fısıldadı.

Doç. M. CANDAN GÜNGÖR

“Kuşlar daima özgürdür. İstedikleri yere uçar ve konarlar. Ben de hep onlar gibi özgür olmak istemişimdir”. Mustafa Tunçalp


Mustafa Tunçalp 1941 yılında, Sağlık Astsubayı babası Mehmet Turgut ve ev hanımı Sedef Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak babasının görevi nedeniyle gidilen Diyarbakır’da dünyaya gelir. Babasının görevi nedeniyle Anadolu’nun birçok ilinde bulunur. Tayinler nedeniyle, neredeyse tüm öğrenimi boyunca tek bir okulda okuyamaz. Arkadaş çevresi, mahallesi, tanıştığı insanlar sürekli değişir Tunçalp’in hayatında… Ve felaketler; sel baskınları, yangınlar, hastalıklar, daha 5-6 yaşlarındayken çekilen sefalete tanık olur (Erinç, s.4). 1947 yılında babasının tayini nedeniyle gelinen İstanbul’da, aile için daha mutlu ve düzenli bir yaşam başlar. Sarıyer’de otururlarken, yakındaki dere yatağından çıkardığı beyaz killerle yaptığı hayvan figürlerinden bugüne uzanan seramikle olan bağı, hayatı boyunca devam edecektir.

1962 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu (DTGSYO)’na kaydını yaptırarak İstanbul’a yerleşir. Tunçalp o yaz, Çanakkale Seramik Fabrikaları’na, Çan’a staja gider. Burada kuramsal bilgilerini verilen uygulama olanaklarıyla daha da geliştirir.

DTGSYO’da okurken Temel Sanat Eğitimi dersinde yaptığı üçlü kuş grubunun bugünkü kuşlarının başlangıcını oluşturduğunu düşünen Tunçalp, bu çalışmasıyla kendini yüreklendiren hocası Hakkı Karayiğitoğlu’nu hayatı boyunca minnetle anacaktır. Tunçalp ayrıca, okulda, her bölümde Alman hocaların olduğunu, bu hocaların kendisine hem sanat hem teknik hem de disiplin konusunda pek çok edinim kazandırdığını ifade etmektedir. 1966 yılında mezun olur. 1967’de staj için Almanya Hannover’de Buckenburg-Furst Adolf Kunst Keramik Fabrikası’na kabul edilir. Burada alçı modeller ve kalıplar yapar. Almanya’da okumanın farklı bir disiplin edindirdiğini ve hayatı boyunca orada öğrendiği disiplini uyguladığını dile getirir.

Erdinç Bakla, İbrahim Bodur, Erdinç Bakla'nın eşi, Atilla Aker, Mustafa Tunçalp, Hamiye Çolakoğlu, Yıldız Aker, Sevim Bodur, Meral- Mustafa Tunçalp Bingül Başarır, Hasan Can


1970 yılında ise Hakkı İzzet’in referans mektubuyla deyim yerindeyse ‘hayatını adayacağı’ Çanakkale Seramik Fabrikaları’na kabul edilir. Sanat Seramikleri Atölyesi yöneticisi olur. Fabrikanın özel günlerde ve kuruluş yıldönümlerinde vereceği hediyeleri tasarlar ve üretir. Modüler ve sanatsal pek çok pano yapar.

1967 yılında Ankara’da Hamiye Çolakoğlu ile tanışır. 1971 yılında Çan’a ilk kez gelen Çolakoğlu ile yıllar süren dostluğu pekişir. Daha sonraki yıllarda Tunçalp ve Çolakoğlu, sanatsal olarak birbirlerini daima destekleyeceklerdir. İlerleyen yıllarda Çolakoğlu Tunçalp’e yazdığı bir mektupta: “Değerli Arkadaşım, Sevgili Kardeşim Can Mustafa, bu yaşamda senin yerin ve katkıların sonsuz...” diyerek bu bağın ne kadar kuvvetli olduğunu vurgulayacaktır (Mustafa Tunçalp Arşivi).

1975 yılında Ankara Or-An Yapı Endüstri Sanat Galeri’sinde ikinci sergisini açar. Bu serginin şöyle bir önemi vardır: Dönemin Cumhurbaşkanının eşi Emel Korutürk sergiye gelir ve Tunçalp’in eserlerinden satın alır. Daha sonra İran Şahı ve eşi köşkü ziyareti sırasında Tunçalp’in eserlerini görür ve çok beğenir, Hamiye Çolakoğlu ile Tunçalp’i İran’a davet ederek orada bir sergi açmalarını ister ve bu sergi büyük ilgi görür (Erinç, s. 26).

Tunçalp, seramiği tanıtmayı ve öğretmeyi misyon edinen bir sanatçıdır. Bunun en önemli kanıtlarından biri; “çamura şekil verecek olan minik parmakları sanat atölyesinde her türlü teknik olanağa kavuşturarak, seramik çalışmalarına yönelttim” dediği, 1980 yılında Çanakkale Seramik Fabrikalarının desteğiyle Ankara’da açtığı Çocuk Seramik Sergisi’dir. Sergi, Güzel Sanatlar Müdürlüğü ve sanatseverler tarafından takdir ve hayranlıkla karşılanmıştır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur Tunçalp’e yazdığı kutlama mektubunda: “Çocuk kutlamalarının en anlamlı yollarından biri de onların yeteneklerini ortaya çıkarmak. Çocuk deyip geçtiğimiz yaratıcı insanı şaşırarak görüyoruz. Bu tür yaklaşımlar çocukları erken yaşlarda eğitmenin, yeteneklerini geliştirmenin önemini belirliyor” demiştir (Mustafa Tunçalp Arşivi).

Tunçalp yurt içinde ve yurt dışında pek çok kez ödül alır ancak, 1983 yılında aldığı Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü’nü ‘hayatının en büyük ödülü’ olarak tanımlar.

1987 yılında emekliliğinin ardından İzmir’deki atölyesinde çalışır. Bu arada Hacettepe Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Seramik bölümlerinde dersler vermektedir.

1995 yılında İbrahim Bodur tarafından yıllarını geçirdiği, kendi deyimiyle ‘burnunda tüten’ Çan’a, fabrikaya ‘Sanat Müşaviri’ olarak atanarak geri döner.

1997 yılında Çanakkale Seramik Fabrikaları’na, ‘Hayatının Panosu’ olarak adlandırdığı 40. Yıl panosunu yapar ve pano fabrikanın simgesi olur. Yine bu yıllarda Türkiye’nin ilk seramik müzesi olan ‘İbrahim Bodur Seramik Müzesi’ni kurar (Erinç, s. 36).

Mustafa Tunçalp, köklerinden yola çıkarak evrenselliğe ulaşır. Anadolu Selçuklu Çini sanatında görülen geometrik geçmeler, Rumiler ile Osmanlı çini sanatında görülen lale, karanfil ve tuğralar sanatçının seramik tabaklarında, heykellerinde hayat bulur. Tunçalp sanata bakışı ve tarzıyla örtüştüğü, net ve yalın bulduğu için yüzeysel tasarım ya da üç boyutlu form şeklindeki birçok çalışmasında Selçuklu ve Osmanlı desenlerini kullandığını belirtir ve bu tutkunun sebebinin talebelik döneminden kaynaklandığını, hocalarının kendisini, eşsiz bir esin kaynağı olan Anadolu medeniyetlerine yönlendirmesinin sanatında büyük etkisi olduğunu ekler (Rezan Has Müzesi, Basın Bülteni).

Mustafa Hoca, 1970 yılından itibaren yurt dışı ve yurt içinde pek çok sergi açmıştır. 2012 yılında New York’ta açtığı “Çamurla Yoğurulan 50 yıl” sergisi, ‘Çan’dan New York’a süzülen kuşlar’ olarak basında yer almıştır. Dönemin New York Başkonsolos Yardımcısı Pınar Şentürk Sevi, Tunçalp’e açılan anı defterinde; “kuşlarınızda özgürlüğün yanı sıra, sevecenliği ve muhabbeti de hissettim” der (Mustafa Tunçalp Arşivi). Sanatçı, bu sergisiyle, “Anadolu Uygarlıklarının çağdaş yorumlarını ve günümüz kültürünün barış-sevgi-özgürlük kavramlarını, seramiğe yalın ve içtenlikle işlediği” gibi yorumlarla pek çok övgü alır.

Tunçalp, çalışmalarını gerçekleştirmeden önce kafasında oluşturduğunu, daha sonra eskiz aşamasına geçerek tasarım üzerinde tekrar tekrar düşündüğünü belirtir. Çanakkale Seramik Fabrikaları’na yaptığı 40. yıl panosunu da defalarca çizip beğenmediğini, sonunda içine sinen bir tasarımı oluşturduğunu anlatır. Eskizleri, renkleri de dahil olmak üzere tüm detaylarıyla çözülmüş, adeta bitmiş bir seramik çalışma gibidir. Üretim aşamasında ise önceden tüm aşamaların düşünülerek çamura hükmetmek gerektiğini ve fırında oluşacak tüm olumsuzlukları göze almak gerektiğini vurgular. İşini severek ve isteyerek yapmak temel ilkelerdir Tunçalp için…

Çalışmalarını oluştururken seramiğin plastiklik özelliğini daima ortaya çıkarmaya çalıştığını söyleyen Tunçalp, eserlerinde sert, keskin hatları, kolay biçimleri sevmez; çamurun hak ettiği değeri, elverdiği zenginlikleri görmek ister. Gerek panolarında gerekse üç boyutlu yapıtlarında, biçimin sırla bütünlüğüne önem verir ve kusursuz olmasını arzular (Güngör, Aktaran Erinç, s. 52).

Hamiye Hoca (Çolakoğlu), “Mustafa’yı çalışırken her izlediğimde, çamura dokunuşunu, onu biçimlendirirken parmaklarındaki ritmi, sonuca ulaşmanın sabrını, bir sonraki formun çağrısındaki mutluluğu görürüm. Panoları karşısında bir orkestra şefi gibidir. Elleri kimi zaman sabırlı ve sakin, kimi zaman peşinden biri geliyormuşçasına telaşlı ve seri…” (Erinç, s. 60) demektedir.

Hayatı hep bir kargaşa, koşuşturma içindedir Tunçalp’in… Bu nedenle çok aceleci olduğunu ve bunun işlerine yansıdığını ifade eder: “Bir eser yapıp, ortaya koymak bana yetmiyor, daha nereye kadar gidebilir diye kendimi hep zorluyorum; ancak sevmediğim, beğenmediğim bir işi ortaya koymam. Bazen eskiye dönüp o zamanlardaki işlerimi yeniden tasarlamaya, yeniden oluşturmaya çalışıyorum”.

Esin kaynağını ise şöyle açıklar: “İşlerimde çoğu zaman Anadolu medeniyetlerinden etkilendim. Gelenekselden yola çıkarak çok çeşitli, çok farklı şeyler yaptım. Bence Türkiye’de yaşayıp da Anadolu medeniyetlerinden faydalanmamak mümkün değil. Anadolu seramiğin vatanıdır”.

Tunçalp, sanat hayatı boyunca pek çok iç ve dış mekân içine yaptığı modüler ve sanatsal panolarda, mekânın mimari yapısına göre mekân ve pano dengesini yakalamaya çalıştığını ifade eder. Tasarımlarında onun için panonun ışığı nereden aldığı her zaman önemlidir. Tunçalp eserlerinde seramiğin elverdiği tüm teknikleri kullanır; seramiğin zengin görsel ve fiziksel olanaklara sahip olduğunu her fırsatta vurgular.

“Seyahatlerimde kendimle baş başa kaldığım huzurlu ortamlarda hayal kurar, beni etkileyen bir desen, form, resim geliştirerek seramiğe nasıl uygulayacağımı düşünür ve tasarlarım” diyen Tunçalp eserlerinde sıkça kullandığı kuşların nedenini ise şöyle açıklar: “Özgürlüğümü sevdiğim için onlar gibi uçmak arzusu, konu olarak seçmeme neden oldu. Renklerde mavi ve turkuaz ise sonsuzluğu ve gökyüzünü anımsatıyor. Kuşun yapısı, yalın ve plastik oluşu karakterimle örtüşüyor. Pano ve heykellerimde kuşlarla özdeşleştim. Bir işe başlıyorum, ancak bir süre sonra bakıyorum ki ‘kuş’ formuna dönüyor”.

Mustafa Hoca’nın “Kuş” formunu böylesine özümsemesi, içselleştirmesi ve uygulaması, bunca yıl deyim yerindeyse ‘göçebe hayatı’ sürmesinden midir acaba? Eserlerinin temasını oluşturan kuşlar, kendisiyle özdeşleşmiştir hiç kuşkusuz… Kimi zaman içine kapanık, kimi zaman göklerde özgürce uçan kuşlar hangi evlere konuk oldu, hangi duvarlara konarak hayatı izlemeye devam etti ve edecek..?

Ve 65. Yıl Sergisi, dile kolay, bir ömür seramikle geçen hayat…

Çanakkale Seramik Fabrikaları bünyesindeki Dr. İbrahim Bodur Seramik Müzesi’nde 27 Temmuz- 16 Eylül 2022 tarihleri arasında “Mustafa Tunçalp ve 65. Yıl Toprak ve Sanat Çınarı Sergisi” yoğun geçen bir çalışma sürecinin ardından, üretilen panoların ve heykellerin sergilenmesiyle açıldı. Bu serginin önemi, Tunçalp’in 1962 yılında fabrikada başladığı stajdan günümüze kadar gelen gönül bağının bir göstergesi niteliğindeydi. Serginin açılışında konuşan, Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur: "Günümüz çağdaş seramiğinin çok önemli temsilcilerinden ve ülkemizde alanında en çok eser veren sanatçılarından biri olan Mustafa Tunçalp bize babamın kıymetli emanetlerinden biridir” derken, sanatçı Mustafa Tunçalp de "Dünya çapında üretim yapan Kaleseramik ve onun kurucusu İbrahim Bodur ile başlayan sanat serüvenimin bu en anlamlı son buluşması, onun anısına saygı ve bu güzide kurumla aramda bitmeyen vefanın bir göstergesidir" diye konuştu.

Sergi, Tunçalp’in sorgulamalardan vaz geçmediği, yeni çalışmalara yöneldiği 75 eserden oluşuyor. Sanatçının bir grup çalışmasında, dairesel formların içinde farklı tekniklerle oluşturduğu kuşları, zaman zaman dans eder gibi kanatlarını açmış, zaman zaman kanatlarını toplamış gökte süzülüyorlar, yükseliyor, alçalıyor, gidiyor, dönüyorlar. Tıpkı Mustafa Hoca gibi heyecanlı…

Kuşların görünümlerindeki bu hafiflik insanda da uçma isteği yaratıyor.

Farklı bir grup çalışmada, yarım kürelerin yüzeylerinde yaratılan etkiler... Siyah ve beyaz renkteki küre formların üzeri açılan boşluklarla kimisi sırlı kimisi sırsız her biri tek başına ayrı etkiliyor insanı ancak, bir bütün olarak değerlendirildiğinde derinliklerin birbirleriyle yumuşak geçişleri parçalar arasında bir örüntü kuruyor.

Duvar çalışmalarında ise sanatçı seramik yüzey üzerine oluşturduğu panolarda, renkli geometrik parçaların dengeli bir biçimde yerleştirildiği, kuşların farklı noktalarda göründüğü, parçalardan bütüne doğru giden, her biri diğerinden farklı kompozisyonlara yer vermiştir.


Sergide yer alan bir diğer eser grubunun çıkış noktası, sanatçının daha önce yapmış olduğu mekik formunu yeniden ele almasıdır. Bu serinin farklı bir özelliği Tunçalp’in endüstriyel ürünlere sanatsal yorumlar katmasıdır denebilir. Şöyle ki; döküm yapılmış bir mekik formunun üzerine insan figürleri, kuş figürleri betimlemeleri yapılmış ve bu parçaların tekrar kalıbı alınarak bir seri üretim oluşturulmuştur. Bu ince ve çok katmanlı işçilik, sanatçının, kusursuz, temiz, özenli eserler ortaya koymak istemesinden kaynaklanmaktadır kuşkusuz… Üç boyutlu bu seride sanatçı, formu daha da ön plana çıkarmak için sırlı yüzey tercih etmemiştir.

Çanakkale Şehitlerine Saygı Duruşu-2

Tunçalp’in Kaleseramik’te açtığı serginin ardından Çanakkale’de bulunan Hamidiye Tabyası’na taşıdığı sergide ise farklı bir eser grubu vardır. Mustafa Hoca’nın anlatırken çok heyecanlandığı, mekânın ruhuna göre ürettiği bu yeni eser grubunda en dikkat çekici çalışmalar ‘Çanakkale Şehitleri’ne Saygı Duruşu’ isimli eserleridir. Bu eserler teknik bakımdan diğerlerinden farklıdır. Kalıpla şekillendirilen formların üzerine çizildikten sonra kesilip çıkartılmış insan figürleri, ışığın da etkisiyle formun içindeki boşluğa yansımaktadır.

Mustafa Hoca’nın çok kısa zaman içerisinde gerçekleştireceği iki sergisi daha var. Bakalım o sergilerde Kuşlar izleyicilere neler fısıldayacak, neler anlatacak!

Tunçalp, kadim dostu Hamiye Çolakoğlu’nun da belirttiği gibi; “kendini hep yenileyen ancak aradığına henüz varmadığını bilen bir sanatçı” dır.

Son sözü hocaların hocası Mustafa Hoca’ya bırakalım: “Yaşamım seramikle sonlansın istiyorum. Şimdi yeniden çalışmalar yapayım; elim, ayağım tutarken bir şeyler yapmaya devam edeyim. Bu heyecanım hiç bitmiyor; bu meslek çok zor, doyumsuz bir sanat dalı. Ne gücün ne ömrün bu doyumsuzluğu yakalamaya yetmez”.

Kaynakça

Erinç, Sıtkı, Mustafa Tunçalp, Kale Seramik Yayınları, İstanbul, 2003

Mustafa Tunçalp Arşivi

Mustafa Tunçalp, Görüşme, 28/09/2022

(Rezan Has Müzesi, Basın Bülteni)

https://www.youtube.com/watch?v=fgvcD6YyLDo