60 YILLIK (1961-2021) SERÜVEN: MEHMET TÜZÜM KIZILCAN RETROSPEKTİF SERGİSİ

Seramik sanatçısı Mehmet Tüzüm Kızılcan’ın retrospektif sergisi tam 60 yıllık bir serüveni gözler önüne seriyordu. İşte “Varlığımın farkına vardığım andan şu ana kadar sonsuz bir tutkuyla yaşadığım seramik yolculuğu benim yegane yolculuğum” diyen sanatçının uzun yolu üzerindeki mihenk taşları…


DOÇ. M. CANDAN GÜNGÖR


Mehmet Tüzüm Kızılcan’ın seramikle çıktığı yolculuk, 60 yılın seçilmiş örnekleriyle güncellendi. Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi Sanat Galeri’sinde 22 Ocak-12 Şubat 2022 tarihlerinde açılan retrospektif sergide, sanatçının satırbaşı olarak gördüğü sergilerinden örneklerle bu yolculuğu izledik. Sergi, Kızılcan’ın 1961 yılından, Çekoslovakya Prag’da Uluslararası Seramik Akademisi’nin yarışmalı sergisinde gümüş madalyayla onurlandığı duvar uygulamasıyla başlıyor, 2021 yılında ürettiği eserleriyle son buluyor.


Mehmet Tüzüm Kızılcan çiftçi bir ailenin çocuğudur. Toprağı çok küçük yaşlarda tanıması ve onu bir oyun aracı olarak kullanmasının seramik sanatına yönelmesinde ve onunla kurduğu derin bağda nasıl etken olduğunu şu sözleriyle dile getiriyor: “Genlerimde olan yaşanmışlıklarla bu malzeme birleşince beni tasarlamak ve üretmekle ilgili bir noktaya götürdü. Önce ismini koyamadığım ama zaman içinde seramik olduğunu öğrendiğim bir yola saptım. Toprak elime ve gözüme en uygun olan malzemeydi. Onun için toprakla haşır neşir oldum. Seramik benim için rastlantı değil, bilinçli bir seçimdi. Ben meslek seçme aşamasına geldiğim zaman, yaparken mutlu olabileceğim bir işi seçmeyi tercih ettim. Çocukluğumdan beri tüketen değil üreten olmaktı isteğim.”

İstanbul’da elektrik mühendisliği eğitimi gördüğü İstanbul Teknik Üniversitesi’nde başarısız geçen bir seneden sonra gerçek ‘istediğini’ sorgular. İkinci senesinde azalan devam mecburiyeti vardır. Boş vakitlerinde daha önce de işlerini gördüğü Füreya Koral seramiklerinden aldığı enerjiyle seramikle ilgilenmek, daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmalara başlar. 1959 sonlarında Füreya Koral’ın İstanbul Fransız Kültür Merkezi’ndeki sergisi kanalıyla sanatçıya ulaşır. Füreya Koral’a ders almak istediğini ifade eden Kızılcan, sanat hayatının temel taşlarını oturtmasında Füreya’nın önemli bir yeri olduğunu vurgular: “Füreya Koral’ın atölyesinde temel sanat eğitimi aldım” diyen sanatçı, dönemin sanat yaşantısındaki sanatçılarla karşılaştığı bir sürecin ardından seramik eğitimi almaya karar verir. Seramik dünyasına açılan kapı, yolunu dönemin gizli kahramanı Hasan Togay’la (Hasan Usta) kesiştirir. Hasan Togay ilk torna hocasıdır.


Eczacıbaşı ailesiyle yakınlığı nedeniyle tanıdığı Nejat Eczacıbaşı’nın desteği ve görüşüyle, Almanya’da eğitim alması konusunda hemfikir olur. Okul seçilir, müracaat yapılır, kabul gelir, bir sene fabrika stajından sonra devam edebileceği söylenir. O dönem Eczacıbaşı Sanat Atölyesi kurulmaktadır ve bu atölyeye Mehmet Tüzüm Kızılcan dahil edilir. Dönemin seramik yapabilmek için çırpınan grubu; Alev Ebüzziya, Nasip İyem, Cevdet Altuğ, Candeğer Furtun, Erdoğan Ersen, Alev İlker, Filiz Özgüven (Galatalı) ile birlikte öğrenmeye ve pay etmeye başlar. 1961 ilk sergileridir. Sonraları Taylan Seramik grubuna dahil olur; Atilla Galatalı, Ferhan Taylan Erder, Seniye Fenmen yeni çalışma arkadaşlarıdır.

Ardından Almanya’da, Werkkunstschule Offenbach Amain (Harp sonrası Almanya’sında Bauhaus ekolünün önemli eğitim kurumlarından biri) Seramik Ana Sanat Dalı’nda eğitimine başlar. Uluslararası sergilere katılır; 1964 Gualdo Tadino uluslararası yarışmalı sergisinde Birincilik Ödülü, 1965 yılında Offenbach Belediyesi Ödülü, Werkkunstschule Premier gibi ödüller aldıktan sonra, Türkiye’ye dönmek ve Türkiye’de seramik hayatına devam etmek ister. Almanya’da geçirdiği bu dönemde kendisinin seramiğe, seramik tekniklerine ve kimyasına dair pek çok kazanım edindiğini de belirtir. Burada aldığı eğitime paralel olarak Bauhaus ekolüne uygun, biçim-işlev-sanat ilişkisi kurularak şekillendirdiği işlevsel seramikler üretmiştir ve bunları kendi geliştirdiği sırlarla sırlamıştır.

Yurda döndükten sonra 1967 yılında atölyesini kurar, ancak bir süre ara verir ve İstanbul’da Gorbon Seramik’te çalışır. Tekrar İzmir’e döner ve 1970 yılında Sersa Seramik Atölyesi’ni kurar. O dönemde Sersa, İzmir’de kurulan ilk atölye özelliğini taşır. Bu dönemleri “çamur yok, sır yok” diye anlatan Kızılcan, çamurlarını, sırlarını kendi teknik bilgileriyle çözmeye çalışır ve ürettiği sırları yıllarca panolarında, eserlerinde kullanır. Ticari anlamda üretimler yapan Kızılcan aynı zamanda kişisel çalışmalara da yönelir. İzmir’de birçok binaya iç ve dış mekan seramik panolar üreten sanatçı bu dönemde sanat ortamında kendine yer edinmeye başlamıştır. Alsancak’ta, seramiği tanıtmak, anlatmak ve üretmek için ilk seramik kurslarına başlar. Daha sonraki yıllarda İzmir Resim Heykel Müzesi’nde, 1987-88 yıllarında Ege Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’nda, 1988’den itibaren de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Çini bölümlerinde ders vermeye başlayarak, bilgilerini, deneyimlerini yeni nesillere aktarır. Yunanlı sanatçı Maro Kerasioti’nin de belirttiği gibi hem mesleği olana hem de hobi olarak çalışana kendini adamıştır Tüzüm Hoca…

Seramik, kendi söylemiyle Kızılcan’ın ‘dilidir’. Zamanla, yurt dışında gördüğü kil, sır, pişirim tekniklerini kendi bilgileriyle harmanlayıp, ülkesinin hammaddeleriyle ürüne dönüştürerek dilini zenginleştirir. Bu deneyimler Tüzüm Hoca’nın titiz, disiplinli, üretken yapısıyla birleşerek kendi üslubunu oluşturur. İlk kişisel sergisini İzmir Resim ve Heykel Müzesi’nde açan Kızılcan, eserlerinde aktarmak istediği düşünceyi teknik bilgi ve deneyimleriyle birleştirerek izleyiciyle buluşturur, izleyiciyi düşünmeye iter. Kızılcan kişisel sergi çalışmalarının çıkış noktasını nasıl belirlediğini şu şekilde açıklar: “Dikkat çekmek istediğim bir konu belirliyorum. Bu, sosyal ya da felsefi bir konu da olabiliyor, o an beni çok meşgul eden ve belli bir kitleye anlatmak istediğim bir konu da…”

Kızılcan, bu zaman içinde geleneksel sanatlara ilgi duymaya ve bilgi edinmeye başlar. Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve seramiklerini araştıran Kızılcan, gelenekselin tüm uygulamalarına, halk sanatlarına hayranlık duyduğunu her fırsatta dile getirir, etkilendiğini belirtir. Örneğin, 1977-80 yıllarında yaptığı Levha serisi, Osmanlı hat sanatı ve bezemelerini sorguladığı bir seridir. Çalışmaların görsel etkisini artırmak için farklı özellikteki çamurları bir arada kullanarak indirgen pişirime tabi tutmuştur. Bu çalışmalarında ayrıca, seramiğin yanında ‘mixed medya’ denemeleri yapar. Biçimi ve anlatımı destekleyen farklı bir malzemeyi reddetmez. Erdinç Bakla’nın belirttiği gibi, her bilgiye ulaşmak, araştırmak, üretmek, deneyimlemek, yenilemek temel ilkeleridir.


1980 sonrasında Kızılcan’ın eserlerinde ‘geleneksel’ ağırlıklı biçimler, süslemeler, kabartmalar, bezemeler daha da ağırlık kazanır ve kaligrafi, hat, dokuma sanatlarından esinlenilmiş yorumlar dikkat çeker. İtalyan sanatçı Nedda Guidi’nin “sen sembolistsin” dediği yıllarda Kızılcan, eserlerinde sembolleri kullanmış, kaligrafik harflerle anlatımlarını zenginleştirmiştir. Osmanlı mezar taşlarından etkilenerek gerçekleştirdiği soyut heykelsi formlar bu konuya iyi bir örnektir. Tıpkı Osmanlı’daki gibi, mezar taşlarının tepe kısımlarını, kadına veya erkeğe ait olduğunu anlatmak için, düz ya da üçgen bırakmış, formların ortasında pencere açarak, üç boyutlu kaligrafik bir harf grubu yerleştirmiş ve bunun yorumunu izleyiciye bırakmıştır. Mezar taşlarının üzerindeki yazıların, insanların geçmişlerinde yaşadıklarını anlatmakta yetersiz olduğunu düşündüğünü dile getiren sanatçı, bu boşlukları, izleyicilere, harflerin yeniden yazılmaya hazır yeni başlangıçlar yüklemesi amacıyla bıraktığını belirtmiştir.

1999 yılında gerçekleştirdiği “Kilit” serisi, farklı çamurlarla elle şekillendirilerek yapılmıştır. Bu çalışmalarında sanatçı, kavram kargaşasını anlatmak için değil, gerçek değerlere vurgu yapmıştır.

Kızılcan 2000’li yıllarda “katı ve kesin tavrını seviyorum, yepyeni bir arkadaşım oldu” diye tanımladığı porselenin, kırılganlık, incelik, şeffaflık gibi özelliklerini ön plana çıkaran tasarımlar yapar. Porselen çalışmalarında, sırlı-sırsız yüzeyleri bir arada kullanarak, sırsız yüzeylerin mat, donuk görüntüsüyle, sırlı alanların ışık yansımalarının birlikte bir bütün oluşturduğunu ve bunun, kendi ifadesiyle “çalışmayı ayakta tuttuğunu” belirtir. 2015 yılında İzmir’de Kedi Kültür Merkezi’nde açtığı “Deneysel Yaklaşımlar” sergisi için Erdinç Bakla “Zar gibi ince porselenlerden yaptığı çanaklar, denizkestanesi kabuklarından yaptığı nefis tasarımlar ve beyaz porselenler, bir sanat ustasının neler yapmaya muktedir olabileceğini göstermiştir” demiştir. Zaman zaman porselen çanakların yüzeylerinde kağıt çamuru ile dekorlar oluşturur ve farklı etkiler elde eder. Bazen karanlık bir odada sergilediği içi boş porselen formlarını, alttan ışıklandırarak malzemenin inceliğini, zarifliğini ön plana çıkarır. Kızılcan’a göre sanat özgün, kişinin kendi algıladıklarıyla beslenen ve yeni söylemler gerektiren bir alandır. Bu noktada sanatın ticari bir beklentiyle yapılmaması gerektiğini önemle vurgular: “Ticari bir yaklaşımla yola çıktığınız zaman yaptığınız iş ticari olur. Ben bir sergimde mezar taşları yaptım mesela, bunları satmayı düşünebilir misiniz? Mümkün değil.”


2005-2007 yılları arasında tornada şekillendirdiği, Sagar tekniğini uyguladığı çanaklarını, şişe formlarını kalıp yoluyla çoğalttıktan sonra henüz ıslakken müdahalelerde bulunur ve yeni biçimler elde eder. Terra Sigillata astarı ile kapladığı formlarını indirgen pişirime tabi tuttuktan sonra Sagar pişirimi ile yüzeyin görüntüsünü zenginleştirir. Tüm bunlar Tüzüm Hoca’nın, seramiğe araştıran, üreten, sorgulayan, yeni bir bakış açısı getiren kimliğini her daim koruduğunu gösteren örneklerdir.

2010 yılında açtığı “Lirik Yansımalar” sergisinde sanatçı, ‘ses’ i somut, görünür bir kavrama dönüştürmüştür. Bu seride Kızılcan, çanak formunu baz alarak oluşturduğu heykelsi formlarında, kendi içinde bir düzende kurguladığı seramik ve cam parçaları tek bir formda bir araya getirmiştir. Tıpkı notaların sayısı gibi yedi parçadan oluşan seri, ‘sesi’ çağrıştıran ritmik bir düzende izleyiciye sunulmuştur. Kızılcan bu sergisinde, genelde görsel bir obje olarak algılanan seramiğin porselenden ayrılan önemli bir özelliğini, ‘tınısını’ anlatmak istediğini belirtmiştir.

2017 yılında açtığı “Umutluluk” sergisi, doğadan esinlenerek biçimlendirdiği tohum, tomurcuk ve çiçek betimli formlarından oluşmaktadır. Bu seride Kızılcan, sır üstü lüster tekniği ve kapalı redüksiyon pişirimi uygulamıştır. Kızılcan, bu sergide yer alan seramik çalışmalarını, “beklentilerimizin tohumlarını atmayı, umutlarımızı çiçek açtırmayı, seramik diliyle anlatmaya çalıştım” diye açıklar.

Üretiminin ilk yıllarından itibaren, eserlerinin kavramsal boyutunu estetik değerleriyle birlikte düşünerek ve birbirini destekleyerek tasarlayan sanatçı, seramikle olan yolculuğu sürecinde malzemenin getirdiğinin de dilinin gramerini oluşturduğunu vurgular: “Benim dilim nettir; minimalisttir. Fazla bezemeye yakın değilim, sırlı yüzeyleri çok sevmiyorum. Çünkü sır bizi yanıltabiliyor. Ben toprağın erkini seviyorum. Toprağın gücü, bana sundukları, etkisi benim için çok daha önemli. Toprağın rengi, çatlağı, çamur hali beni daha çok mutlu ediyor. Onun için üstünü hiçbir şeyle kaplamak istemiyorum.”


Seramik dilinde, kavramın görselliğin önüne geçmediği, teknikle mesajın birbirini desteklediği kendi öz dilinde yapıtlar üretmek başlıca hedefidir. Eserlerinde her zaman kavramın, tekniğin ve estetiğin birbirini dengelediğine inanır. Kızılcan, oluşturduğu seramik dilinde teknolojiyi daima kullanır, farklı ülkelerde öğrendiği sır ve pişirim tekniklerini yaşadığı coğrafyanın terminolojisi ve teknolojisiyle dener; bazı çalışmalarında sonuç alırken bazılarında sonuç alamadığını belirtir ancak bunların bir kazanç olduğunu, her seferinde yeni bir şeyler öğrendiğini, bundan mutluluk duyduğunu önemle vurgular.


Kızılcan çalışmalarını şekillendirirken torna ağırlıklı olmak üzere tüm şekillendirme yöntemlerini kullanmaktadır. Yunanlı sanatçı Maro Kerasioti, Kızılcan’ı ilk gördüğünde, tornanın başında yaptığı işe tamamen kendini adamış olduğunu ve ellerinin arasındaki çanakla bütünleştiğini söyler. Tüzüm Hoca mükemmele ulaşmak için yaptığı işe tutkuyla bağlıdır çünkü… Sanat yaşamı ve seramiğe olan tutkusunu şu şekilde anlatır: “Varlığımın farkına vardığım andan şu ana kadar sonsuz bir tutkuyla yaşadığım seramik yolculuğu benim yegane yolculuğum. Bu yolculuk, oldukça geniş bir zaman dilimi içerisinde sayısız tecrübeyle yaşadığım inişli çıkışlı yollardan geçen bir yolculuk… Elit değerlerden ödün vermeden daima daha yüksekleri hedefleyerek sonsuz bir coşkuyla gerçek eserler ortaya koyan sanat dünyasının dinamizminin bir parçası olma ilkesini kucaklamış bir yolculuk…”

Son sözü yine Tüzüm Hoca’ya bırakalım: “Sakin bir yaşamı seçtim, seramikle uğraşayım, sergilerimi açabileyim, öğrencilerim gelsin yanımda çalışsın, bu bana yeter.”


Kaynak:

Mehmet Tüzüm Kızılcan ile Retrospektif Sergisi üzerine görüşme (26/Şubat/2022)

Üzüm, Kübra, “Seramik Sanatçısı Mehmet Tüzüm Kızılcan’ın Eserlerinin Tasarım Açısından İncelenmesi” (Selçuk Üniversitesi SBE, Tasarım Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya, 2019