BERİL ANILANMERT VE SEYİR DEFTERİ

Prof. Beril Anılanmert çağdaş seramik sanatımızın en önemli yapı taşlarından biri. İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde açılan “Seyir Defteri” başlıklı retrospektif sergide; sanatçı ve sanat eğitimcisi olarak sürdürdüğü 40 yıllık seramik serüvenini izledik.


PROF. ZEHRA ÇOBANLI

Beril Hocam’ı ilk defa 1984 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nün ilk kez açılan yüksek lisans sınavında görmüştüm. Bu alanda ilk yüksek lisans öğrencilerinden biri olarak hocamı daha yakından tanıdım. Sanatçı ve akademisyen olarak kendisinden öğrendiklerimi unutmam mümkün değil. Seramik sanat alanını Uluslararası Seramik Akademisi, İstanbul toplantısıyla yurt dışına açması benim gibi bu alanda pek çok kişiye ışık olmuştur. Hızla geçen yıllar Beril Hocam’ın örnek kişiliği ile alanında ne kadar donanımlı, özgüvenli olduğunu birlikte katıldığımız toplantılarda, etkinliklerde daha çok pekiştirdi. Bu söyleşi 21 Ekim 2021- 8 Ocak 2022 tarihleri arasında İş Bankası Sanat Galerisi’ndeki “Seyir Defteri” başlıklı retrospektif sergisi dolayısıyla gerçekleşti.


Seramik eğitiminde pek çok alanda ilklere katkınız yadsınamaz. Örneğin ilk yüksek lisans programlarının başlamasında emeğiniz çok. İlk yüksek lisans öğrenciniz olduğumdan bu sürecin başlangıcında yer aldığım için birinci sorum bu süreç ile ilgili olacak, bu süreç nasıl gelişti, zorlukları nelerdi?


1969 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Teşkilat Kanunu kabul edildi. Mezuniyetimin sonrası, yeni bir asistan olarak lisansüstü çalışmaları, unvanlar vb. gibi düzenleme komisyonlarının içinde bulundum. 1981 yılında Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK) ile üniversitelerin yeniden yapılanmaları başladı. O sırada beş yıllık eğitim veren Güzel Sanatlar Akademisi’nin dört yıla indirilmesi sonucunda, Yüksek Lisans ve Yeterlik düzenlemeleri de tekrar ele alındı.


Yurt içi ve yurt dışı kaynaklar üzerinde çalıştık ve bir öneri sunduk. Daha sonra bu formlar ve hatta ders içeriklerimiz bile yeni kurulan Seramik bölümlerine referans olarak kullanıldı. Yüzyıllık geçmişi ve geleneği olan bir kurumda, bu çapta bir idari dönüşüm zordur. Eğitim kadrosunun haklı itirazları ve eğitim programlarının düzenlenmesi için çalışmalar yıpratıcıydı. O sırada Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı’ydım ve bütün bu kargaşanın içindeydim. Zor ve stresli yıllardı… Sağlam temellere dayandığı için çok ciddi ele alındı. Halen devam ediyor ve gurur duyuyorum.

Uluslararası Seramik Akademisi’nin ülkemizdeki etkin üyelerinden birisiniz. Akademi’nin 1992 yılında uluslararası toplantısı ülkemizde sizin liderliğinizde yapıldı. Bu etkinliğin yansımalarından bahsedebilir misiniz?


Bu sonu çok güzel biten bir maceradır. Bildiğiniz gibi UNESCO’nun bir yan kuruluşu olan Uluslararası Seramik Akademisi, her iki yılda bir Genel Kurul’unu üyelerini davet ettiği bir ülkede toplar ve etkinliklerin düzenlenmesine vesile olur.


Sydney’deki toplantıya giderken, Sadi Hocam’a gelecek toplantı için teklif verme fikrini ilettim. Bölümdeki arkadaşlarımla yapabileceğimizi düşünerek, Oktay Anılanmert’in çektiği dialarla görsel bir sunum yapıp bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılmasını kabul ettirdim. Dönüşümde, Rektörümüzün onayı ile çalışmaya başladık. Bölümümüzdeki tüm arkadaşlarımızın yeteneklerini, emeklerini bir araya getirerek kusursuz bir organizasyon oluşturduk. IAC üyelerinin ve Türk sanatçılarının sergileri ve katalogları yapıldı, kapanış resepsiyonları sponsorlarımız sayesinde unutulmaz hatıralar bıraktı misafirlerimizde… Katılım o güne kadar yapılan toplantıların çok üzerinde, 200 katılımcıya ulaşmıştı. Daha sonraki toplantılarda İstanbul toplantısının övgüsü uzun süre devam etti.

Burada önemli olan hususlar, Türk sanatçılarını uluslararası ortamda tanıtmak, yeni Türk üyeler kazandırmak, çok farklı ülkelerden gelen seramik sanat eserlerinin izlenmesini ve sanatçılarla iletişimi sağlamaktı. Ülkemizi, kültürümüzü, şehrimizi ve eğitim kurumumuzu tanıtmak, seramik dünyasında farkındalık yaratmaktı. Üniversitemizin müzesine sanatçıların eserlerini bağışlamalarıyla koleksiyonumuz da zenginleşti. Türk sanatçıları ve izleyicilerinden de burada sergilenen eserlerde teknik ve ifade şekillerini ilk defa gördüklerinden bahseden çok kişi oldu. Amacına ulaşmış bir etkinlikti.


Hem akademisyen hem de sanatçı olarak duruşunuzu hiç değiştirmediniz. Her ikisini de dengeli bir biçimde yürütmek nasıl bir deneyimdi?


İnsanın kendisini tanıması, sınırlarını bilmesi ile ilgili herhalde… Prensiplerimden ödün vermeden, ilerlemek olarak düşünüyorum. Zamanı iyi kullanmaya çalışmak olabilir. Orta eğitimimden itibaren günlük ve aylık programlar yaparak çalışma alışkanlığım vardır. Yaptığım her işi severek ve elimden geldiği kadar iyi yapmaya ve bir üst seviyeye taşımaya çalıştım. Yaşamın bir bütün olduğunu düşünürüm. Akademik çalışmalarım sanat çalışmalarımı desteklemiş ve ilham vermiştir.


Siz kolej mezunusunuz. Yabancı dili iyi bilmeniz bir avantaja dönüştü mü?


Bugün en az bir yabancı dil bilmek ve bunu devamlı geliştirmek zorunlu. Araştırma yapabilme, yeni teknolojilere hakim olabilme, dünyayı izleme ve anlamlandırabilmek için şart. Yabancı dil, akademik hayatımda, sanat çalışmalarımda çok önemliydi ve birçok yabancı ülkede yaşayabilmemi, sanatçı dostlarımla ilişkilerimi sağladı.

Eserlerinizi izlediğimde çoğulcu düzenlemelerinizin boyutsal etkileri çok dinamik görünüyor. Bu etkinin nedeni estetik kaygılarınızdan mı kaynaklanıyor? Kavramsal bir anlamı mı ön plana getirmek istiyorsunuz?


Çalışmalarımda kavram önemlidir ve bu malzeme seçimi ve süreci belirler. Dinamizm, kavramın gerektirdiği bir ögedir ve renk, biçim, yüzey hareketleri gibi zıtlıklarla gerilim yaratılmıştır. Kadın, çocuk ve toplumsal sorunlar, mitoloji üzerinden ele alınmıştır. “Sunak”, “Kutsal Kurban”, “5205”, “Park”, “Entropi”, “Sürü” gibi konular eleştiri unsurları içerir.

Çağdaş seramik sanatı hakkındaki bilgi ve görgüm, yurt dışına farklı ülkelere yaptığım seyahatlerde seramik topluluklarının sergilerini izlemek, sanatçılarla tanışıp tartışarak gelişti. Burada bu bilgileri öğrenmek, izlemek imkanı yoktu. Daha sonra programımıza karşılaştırmalı olarak verdiğim “Çağdaş Seramik Sanatı” dersini koydum.


Seramik uzun ve zahmetli bir sanat alanı. Pek çok bilgi ve beceri gerektiriyor. İstediğiniz eseri yaratmada izlediğiniz özel bir yol var mı?


Çalışmalarım uzun bir zihinsel süreç, araştırma ve eskizlerle devam eder. Aklımda netleştirince stüdyoya girerim. Bundan sonra da malzeme, üretim ve renk denemeleri zamanımı alır. Tesadüflere fazla şans tanımam. İstediğim sonuç çıkıncaya kadar yapılması gereken işlemleri tekrar etmekten çekinmem.


İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki serginizi konuşalım biraz. Farklı yıllardan da eserleriniz var. Kurgunuzu nasıl yaptınız?


Bu serginin Nisan 2021’de açılması planlanmış, ancak pandemi nedeniyle durdurulmuştu. Ekim 2021’de açtığım sergi, yeni çalışmaların yanı sıra daha önceki sergilerimden seçilen eserlerden oluşmaktadır. İsmini özellikle “Seyir Defteri” koydum. Seyir defterinde geminin seyri süresince tüm olayların kayıt altına alındığı gibi; sanat serüvenimi, yaşamımı, izlenimlerimi, duygu ve düşüncelerimi yansıtması bakımından bu ismi seçtim. 1980 sonundan 2020 yılına kadar yurt içi ve yurt dışı sergilerimden, düşünsel devamlılığı yansıtan eserler yer aldı.

İstanbul’da yaşıyorsunuz. Yaşadığınız şehir sanat yaşamınıza nasıl bir katkı sağladı?


Ben büyük kentleri severim. Büyük kentler kozmopolit yapılarıyla heyecan vericidir. Kargaşasında yeni görüş ve olaylar filizlenir, iletişimi yoğundur. İstanbul bu bakımdan çok özel bir kent. Ancak son yıllarda gelen kontrolsüz kitlesel göç bölgelerin kimliklerini yıprattı. Hayalim, kentlerin sanatçılarıyla hatırlanması, Viyana’nın Mozart, Prag’ın Kafka ile hatırlanması gibi... Burada yaşamaktan mutluyum. Sıkılınca Ege’ye kaçıyorum.

Bugün dünya seramiğine baktığımızda Türk seramik sanatını nasıl konumlandırıyorsunuz? Geçen 20 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Son yıllarda pek çok yeni sanatçı yetişti. Ancak sosyal medyanın yanıltıcılık payının yüksek olması nedeniyle sıkı takipçisi değilim ve fikir yürütemeyeceğim. Sanat tutku ve adanmışlık isteyen uzun soluklu bir uğraş. Buna kimlerin nefesinin yeteceğini izlememiz gerek. Çağının özelliklerini yansıtan özgün eserler görmeyi umut ediyorum. Bunun için özgür düşünce ortamı, merak duygusunun ezilmediği aile yapısı ve yaratıcılığın bastırılmadığı eğitim sistemi gerek. Kalıpların, dogmaların dışında düşünebilen gençlik ülkenin en değerli hazinesidir ve gelişmişliğin dinamiği de yaratıcı düşünce, yaratıcı insan gücüdür. Buna son yıllarda gerekli önem verilmediğini gözlemliyorum. Eğitim sistemimizin tamamen değişmesi gerektiği kanısındayım.


Ayrıca sanatçıyı uluslararası alana taşıyacak sanat eleştirmeninden, galericisine, küratörlük gibi kurumların uluslararası tanınmışlığı, saygınlığı da önemlidir.