CANDEĞER FURTUN’UN İLK RETROSPEKTİFİ ARTER’DE

Seramik sanatçısı Candeğer Furtun’un Arter’de açılan ilk retrospektif sergisi 60 yıllık sanat üretimini ortaya koyuyor. Furtun’un seramik nesne, heykel ve yerleştirmeleri dışında alçı kalıpları ve sır hammaddeleri gibi arşiv malzemeleri de sergide yer alarak 1960’lardan beri süren üretimine dair ipuçları veriyor.


FATMA BATUKAN BELGE

Seramik sergilerinin büyük çağdaş sanat kurumları, müzeleri ve galerileri tarafından tercih edilmediğini biliyoruz. O yüzden Arter’in 2021-2022 sezonunun açılış sergisi olan Candeğer Furtun retrospektifini gezmeye heyecanla gittim. Yaklaşık üç yıla yayılan bir hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilmiş olan sergiyi Candeğer Furtun’un kendisiyle beraber gezdik.


Selen Ansen’in küratörlüğünü yaptığı sergide sanatçının 100’den fazla yapıtı gösteriliyor. Bu yapıtlarla Furtun’un sanatsal dönemlerini izlerken; Soyut Dışavurumculuk, Art and Crafts (Sanat ve Zanaat), Konstrüktivizm, Bauhaus gibi eğilimlerin etkisini de görmek mümkün.


Candeğer Furtun, Türkiye’de ilk akademik seramik eğitimi alan kuşak içinde yer alıyor. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Nurullah Berk Atölyesi’nde çalışırken modlaj dersinde tanıştığı çamura vurulur; çamura elini sürer sürmez “Tamam bu benim malzemem” der. Oradan Nurullah Berk’i kızdırarak ayrılır ve eğitimine İsmail Hakkı Oygar’ın atölyesinde seramikle devam eder. 1950’lerin sonlarından bahsediyoruz ki, o dönemde Seramik bölümlerinde şimdiki gibi fırınlar ve donanımlar yoktur. Zaten seramik eğitimi veren hepi topu iki kurum vardır; biri Akademi diğeri de 1957 yılında kurulan Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu. Kendi seramik fırını olan özel atölyeler yoktur, seramikçilerin çoğu için bitirme işlerini fırınladıkları Hasan Usta’nın Küçüksu’daki atölyesi ya da Eczacıbaşı Seramik Fabrikası Sanat Atölyesi okuldur. Ama Candeğer Furtun için bu mekanlar ya da 1959-60’da daha fazlasını öğrenmek için gittiği İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi yeterli değildir. 1961’de kazandığı Fulbright bursu ile ver elini Amerika! Rochester Institue of Technology, School for American Craftsmen’da yüksek lisansını tamamlar. Frans Wildenhain gibi hocaları olur. 1960’lar tüm dünyada seramik sanatı için dönüm noktasıdır. Furtun, Betty Woodman’ın Metropolitan Sanat Müzesi’nde açtığı sergiden müthiş etkilenir. Bir seramik sanatçısına MET’te yer verilmesi gerçekten de az buz değildir; seramiğin Altın Çağı’nı yansıtmaktadır. Amerika’ya gittiğinde “seramik mezunuyum” dediği zaman hürmet ettiklerini söylüyor, çünkü yüzlerce yıl öncesine uzanan çini geleneğimize onlar bizden çok daha fazla değer vermektedir.

Candeğer Furtun 1963 yılında Türkiye’ye döner ve ertesi yıl Şişli’deki atölyesini açar; bu atölye günümüze kadar çalışmalarını sürdürdüğü yerdir. Amerika’daki deneyimleri ve öğrendikleriyle kendi sırlarını yapan sanatçı, “Benim zamanımda hammaddeden sır yapan yoktu” diyor, “Herkes hazır boya kullanıyordu, Degussa satılıyordu. Ben frit istedim, ‘Degussa’yla mı yarışacaksın’ dediler. Yok neden yarışayım, ben günahıyla, sevabıyla kendim yapmak istedim. Bunu Amerika’da öğrenmeseydim yapamazdım açık söyleyeyim.” Sergi için atölyesinden galeriye taşınan sır denemeleri bu konu üzerinde epeyce çalışmış olduğunu gösteriyor. Aslında sanatçının yapıtlarına bakıldığında çok fazla renk değil; nötr renkler, toprak tonları, beyazlar ve beden parçaları için de ten rengini görüyoruz.


ABD’deki Worcester Craft Center’da öğretim görevlisi olarak da bulunan Furtun’un 60’lı yıllardaki seramikleri döneme damgasını vuran Arts and Crafts akımı, Japon geleneksel seramikleri ve Zen felsefesinin etkilerini taşıyor. Bu etkileri yansıtan kaplar dışında çoğunlukla işlevinden uzaklaştırılmış, içine bir şey koymanın mümkün olmadığı çanaklar var. Kendi deyimiyle bu kaseler “ben tek başıma yaşıyorum” diyor, içine bir şey koymaya kalkanın vay haline! Bir de şeffaf ve içini gösteren cam kaplara gönderme yaptığı, üzerinde yarıklar açarak içini gösterip bir boyut daha kazandırdıkları var.


1960’lar ve 1970’lerdeki organik heykelleri 1980, 90 ve 2000’lerde ürettiği seriler izliyor. Bu serilerde yaşama ve ölüme dair sorguladığı kavramları bedenler üzerinden ele alıyor. Eller, kollar, bacaklar, torsolar… Ama bütünlüğü hep bozulmuş, hep bir parçası eksik bedenler. Varlığımızı eksiklik ve ölümlülük gerçeğiyle sorguluyor. 80’li yıllarda yaptığı seramikler üzerinde ölüm kol geziyor, kara bulutların gölgesi düşüyor, karabasanlar çöküyor üzerlerine… Niye diye sormaya gerek yok, 1980 askeri darbesi toplumsal sorunlara duyarlı hemen her sanatçının yapıtlarında iz bırakmıştır. Furtun’unkinde bir insanın arkasında, giysisinde bıraktığı izde ortaya çıkıyor, “gitti, içinde yok artık…”

Ölüm temasını işlediği dönemde insanın ölümü kadar doğanın ölümünü de dert edinmiştir. “Öldürdüğümüz doğanın yapraklarını büyüterek insanların gözünün içine sokmak istedim” diyor. Çamura olan tutkusu ile doğaya olan tutkusu kol kola gidiyor: “Hiçbir malzeme bir çamur, bir kil kadar size yakın değil. Çünkü onunla konuşuyorsunuz, sinirli olduğunuz zaman bir sıksanız anlıyor. Birazcık zorlasanız, ‘Dur bakalım kızım, benim de bir bünyem var’ diyor, çatlıyor. Bu el temasını kaybettik, onun için ağaçları kesiyorlar, onun için toprakları talan ediyorlar. Sen misin bunu yapan! İşte bir pandemi geldi, bir şamar attı hepimize.”


Küratör Selen Ansen, sanatçının seramikten ve kendi üretiminden bahsederken sıklıkla referans verdiği “kabuk” kavramı etrafında kurgulamış sergiyi… “Doğayı izlerken bile, her kabukta, tohumda, taşlarda insan figürleri gördüğünü” belirten sanatçının doğayla beden arasında kurduğu ilişkileri ve oluşturduğu geçiş olanaklarını vurguluyor.


Candeğer Furtun’un 2000’li yıllarda ürettiği seriler çoğul beden parçalarının yerleştirmeleri. Güncel sanatın artık kanıksadığımız nesnenin tekrarı sanatçı için de anlatım dilinin bir parçası haline gelmiş. Çoğumuz için Candeğer Furtun’un çalışmaları deyince ilk akla gelenler bunlar. Bu çoğul üretimde kullandığı kalıplar da sergide yerini almış. Çağdaş Türk seramiğinin yapıtaşlarından olan bir sanatçıyı tanımak için bu retrospektif sergi iyi bir fırsat. Arter’in giriş ve -1 olmak üzere iki katına yayılan sergi 17 Nisan 2022 tarihine kadar izlenebilecek.