“ENERJİMİ DAHA BİLGİLİ, İYİ VE DOĞRU OLMAYA HARCIYORUM”

Babası İbrahim Hızal’ın vefatından kısa süre sonra annesi ve kızkardeşiyle Hitit Seramik yönetimine giren Ülker Yazıcı, Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapıyor. Yazıcı ile yaptığımız söyleşide hem şirketin vizyonundan bahsetti hem de iş yaşamına dair prensiplerini bizimle paylaştı.


FATMA BATUKAN BELGE


Öncelikle bu söyleşiye vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Genç bir kadın yöneticiye sayfalarımızda yer vermekten dolayı çok mutluyuz. Henüz 30 yaşında bile değilsiniz. İnsanın tam olarak yetişkinliğe geçişinin 30 yaş olduğu söylenir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Babanızın kaybı ve ummadığınız bir zamanda işlerin başına geçmek sizi daha erken olgunlaştırmış olabilir mi?

Sizlerle bu söyleşiyi yapıyor olmak benim için de çok keyifli, bu nedenle ben teşekkür ederim. Yetişkin olma kriterlerinin her kişinin yaşam yolculuğuna bağlı değişkenlik gösterebileceğini ve direkt yaşla bağlantısının olmadığını düşünüyorum. Yetişkinlik kavramından beklentimiz eğer; beden, ruh ve duygu bakımlarından olgunluğa erişmiş olmak ise bence 70 yaşında dahi bunun karşılığını dolduramayabilirsiniz.


Bu olgunlaşma konusunun sahip olduğunuz anne ve babanın sadece çocuğu olmaktan çıkarak onlarla farklı bir birey olarak ilişki kurabilmek olduğu görüşündeyim. Bence yetişkinlikten beklenen olgunluk hem ‘ben’ diyebilecek kadar bağımsız ve özgüvenli hem de ‘biz’ diyebilecek kadar birbirine bağlı olabilmektir. Yapmak istediklerinizi gerçekleştirme kararını verebilmek ve bunlardan doğan sorumlulukları üstlenebilmektir.


Ailemin beni yetiştirme şekli de benim bu bilince erken ulaşmamda en etkili sebeptir.


İnsan yaşamı boyunca bir devinimin içinde tabii ki, ancak kendi gelişimim için söyleyebileceğim; ailem benim istek ve yeteneklerimi göz ününde tutarak her zaman yolumu açık tutmuş ve kendi kararlarımı alırken beni desteklemiştir.

Maalesef kıymetli babam İbrahim Hızal’ı kaybettiğimde, çocuk yaşlarda edindiğim az önce bahsettiğim yaşamsal istikamet girdileri otomatik olarak devreye girip bana ne yapmam gerektiğini gösterdi. Bunun tanımı sorunuzdaki olgunluk mu bilmiyorum, ancak tek bildiğim İbrahim Bey’in zaten kız kardeşlerim ve beni çocukluğumuzdan beri bugünlere hazırlamış olduğunu anlamış olmaktır.


Liseden hemen sonra Londra’ya gidip eğitiminizi orada tamamlamışsınız. Londra’da okuyup yaşamak kişisel gelişiminize nasıl katkılar sağladı? Bir anlamda sırça köşkten çıkış da oldu mu?


Aslında, farklı bir ülkede ya da şehirde tek başına bir yaşam kurarak eğitim almak son jenerasyonlar için olağan bir durum. Toplumun hangi kesiminden olursanız olun, birçok genç bu deneyimi yaşamakta. Tabii ki; fiziken yalnız olma, farklı bir dilde, farklı bir kültürde sosyalleşme, bazı farkındalıklarınızın ortaya çıkmasına sebep oluyor. Kendinizi daha objektif ve ayrıcalıksız bir ortamda deneyimliyorsunuz. King’s College London, University of London dünyanın her yerinden belirli kriterlerde öğrenci kabul eden bir okul. O farklılıkların içinde nerede bulunduğumu gördüm, bu bana çok şey kattı. Okulu yüksek onur derecesi ile bitirdim. Bunu şunu ifade etmek için söylüyorum, benim için her zaman bir hedef vardı, vardır ve var olacaktır, çıtam yüksektir. Enerjimin büyük bölümünü daha bilgili, iyi ve doğru olabilmek için harcıyorum.

Sizin ve yine yönetimde olan kız kardeşinizin eğitim alacağı alanları babanız belirlemeseydi başka tercihler yapar mıydınız?


İbrahim Hızal gibi vizyoner, ön görüsü ve analiz yeteneği yüksek bir babaya sahip olmak çok büyük bir şans. Kendisi bizleri gerçekten çok zekice, doğru kanallara yönlendirmeyi başarmış biri. Kendi adıma; istediğim şekilde, olmam gereken yerde olduğumu düşünüyorum.


Yaşamımızda sürekli iş dünyası ve sektöre dair konuşmaların olması, sanat ve estetik üzerine kurgulanmış sohbetler ister istemez bizleri ilgi alanlarımız doğrultusunda bu konulara yöneltti. Ben tercihimi işletme ve iş dünyası tarafında kullanırken, kız kardeşim Beril Hızal, Milano’da Nuova Accademia di Belle Arti’de tasarım eğitimi alarak sanat ve estetik alanında ilerledi.


Seramik üretimi meşakkatli ama büyük de katma değer kazandıran bir alan. Türkiye’de seramik üretmenin zorlukları neler? Avrupalı bir üretici ile Türk üretici arasında farklar var mı?


Bu sorunuza üç yıl önce olsa farklı cevap verirdim, ancak günümüz koşullarında kriterler çok değişti. Bir kere dünya çok hızlı bir siyasi ve ekonomik değişimden geçiyor, Avrupa’da canlı bir savaş süreci yaşıyoruz ve bunun yansımalarını hep birlikte görüyoruz. Sadece Türkiye değil, tüm Avrupa için geçerli zorluklarının başına hammadde temini, enerji girdilerinin maliyetlerinin artması ya da enerji temininde sıkıntı gibi gerçeklerle yüz yüzeyiz. İster istemez alternatif tedarik kaynakları ve malzemeleri bulmak, Ar-Ge çalışmaları ile farklı reçeteler geliştirmek için daha fazla zaman, emek ve para harcamak zorunda kalıyorsunuz. Enerji konusunda ise artık dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına dönmek zorunda. Ekolojik devamlılığın ve sürdürülebilirliğin sağlanması çok kıymetli. Bunu başardığımızda zaten birçok sorun kendiliğinden bertaraf olacak.


Üretmenin zorlukları dışında, Türk markası olarak özellikle Avrupa pazarında İtalyan ve İspanyol üreticilerle kıyasla algı değerinin halen düşük görülmesi sebebi ile farklı zorluklardan bahsetmem mümkün. Bu nedenle “Turquality” içeriğini ve yaklaşımını çok önemsiyorum.

Bildiğiniz üzere Amerika pazarı için tercih edilen markalarda İtalyan ve İspanyol üreticilerle birlikte Türkiye 3. ülke olarak konumlanmış durumda, bunu iyi okuyup değerlendirmemiz lazım.


Üreticilik mentalitesi olarak Avrupalı kimliklerin biz Türklere göre biraz daha ortak bilinçle hareket ettiğini görmekteyim. Bir kere teknolojik ya da estetik olarak Türk üreticiler, Avrupalı üreticilere göre herhangi bir eksiye sahip değil. Sadece sektörel olarak biraz daha ortak karar ve stratejilerle hareket edip, gerekirse görev dağılımı bilinciyle Türk Seramik sektörü ve markalaşması adına kalıcı ve istikrarlı davranışlarda bulunamadığımızı gözlemliyorum.


İbrahim Hızal’ın özellikle bu anlamda üzerinde önemle durduğu; üretimde branşlaşma, rekabetin kendi içimizde değil, farklı ülke üreticileri ile olması gerektiği konusu üzerinde yürümenin sağlam bir temel teşkil edebileceğine inanıyorum.


Türk markaların yurtdışına açılmasının yolu nereden geçiyor?


Rekabet koşullarının giderek ağırlaştığı son günlerde bu sorunun cevabını vermek birçok kişi için iyi fiyat vermek olabilir ama bence bağlantıların uzun soluklu ve sağlıklı ve de kazançlı olmasının temel kriteri; müşteri ihtiyaçlarına odaklı üretim ve hizmet anlayışına sahip olmaktır. Kalite olmazsa olmaz bir kavramımız zaten.


Ortam ve koşullar değişir ama sizin firma olarak duruşunuz, stratejiniz sağlam yapıda olduğunda küçük rotüşlarla güncel duruma adapte olsanız da kimliğiniz sabit kalır. Bu durum yurtdışı müşterilerin en çok önem verdiği güven ve itimat beklentisini doyuracağından yanına bir de kalite eklendiğinde vazgeçilmez olursunuz.


Birçok yere ihracat yapıyorsunuz ama mesela Paris’e gidip de kendi ürünlerinizle kaplı metro istasyonlarına yolunuz düştüğünde neler hissediyorsunuz?


Algıda seçicilik kavramı kaynaklı olsa gerek, yaşamımın her anında bulunduğum mekanlarda öncelikle kaplama malzemelerine dikkatimi yoğunlaştırdığım için yurtiçi veya yurtdışı gittiğim birçok mekanda ürettiğimiz ürünlerle sıklıkla karşılaşmak çok gurur verici. Bu, örneklediğiniz gibi Paris de olabiliyor, Dubai de, Hamburg da…


Gerçekte yurtdışında daha sık olması şirketimizin hedefi yönünde ilerlediğini gösteriyor, inanılmaz motive edici bir durum.

Çok uzun süren bir pandeminin sonuna geldik sayılır. Hem insanların özel yaşamları hem de şirketler için uzun bir süre. Hitit Seramik olarak bu dönemi nasıl atlattınız?


Mart 2020 ile başlayan bu süreçte, üretim hiç durmadı. Covid -19 şartları ve kuralları neyi gerektiriyorsa onu uyguladık ve bunu sertifikalandırdık da. Çalışanlarımızın sağlığı başta olmak üzere tüm süreçleri son derece kontrollü yürüterek iş hayatımızın aksamadan devamlılığını sağladık. Pandeminin ve kısıtlamaların en yoğun olduğu evden çalışma döneminde dahi dünyanın her noktasındaki iş ortaklarımızın ihtiyaçlarını, çalışanlarımızın evlerinde gerekli dijital altyapıyı kurup iletişimin her kanalını 7 gün 24 saat açık tutarak karşılamayı başardık. 2021 yılını son derece parlak şekilde tamamlayarak yüzde 25 cirosal büyüme ile kapattık. Aynı ivme ile devam ediyoruz. 2023 kışı ile beklenen Avrupa’daki resesyon ve enerji kaynaklı problemlere karşı da tedbirlerimizi almış durumdayız.


Bir süredir Yeşil Mutabakat gündemde. Seramik üretiminde artık yeni bir döneme girildiğini söyleyebilir miyiz? Doğal kaynakları daha akıllıca kullanmak, daha az kirletmek, daha çevreci ürünler üretmek gibi endişeleriniz var mı?


Daha önce de belirttiğim gibi enerji konusunda dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına dönmek zorunda. Suyu daha kontrollü kullanmak zorunda. Gelecek nesillere karşı ciddi sorumluluklarımız var.


1991 yılında, İbrahim Hızal Hitit Seramik arazisine 40 bin ağaç dikerken, Kyoto Anlaşması gerekliliğine uyan ilk fabrikalardan biri olurken, fabrika içi su kullanımına dair arıtma ve geri kullanım su tesislerini kurarken, Bozüyükteki 150 bin m2 lik alana üretimden gelen atıl karoların yeniden işlenerek ekonomiye ve kullanıma kazandırılmasını hedefleyen fabrikamızı açarken bu bilinçteydi.

Hitit Seramik halen bu misyon ve şuurla hareket eden bir kuruluştur. Bu nedenle EPD belgesi, karbon ayak izi ölçümleme çalışmaları, güneş enerjisi kullanımı, daha az su ve kimyasal tüketimini sağlayacak antibakteriyel-fungal-viral hijyen yüzey uygulamaları gibi bir çok projemizi güncel olarak ilerletmekteyiz.


Sanat ve eğitimde işbirlikleriniz veya projeleriniz var mı?


Bu ülkenin yetiştirdiği bir insan olarak, ülkenin yeni nesillerine karşı duyduğum sorumluluk gereği eğitim hayatlarına Hitit Seramik olarak dokunmak, bir fayda sağlamak adına isteğim vardı. Bu sebeple 2019 yılında bir oluşum başlattık. “Elini Taşın Altına Koy” projesi, Hitit Seramik’in hayata geçirmiş olduğu bir sosyal sorumluluk projesidir.


İki aşamadan oluşan bu proje hem TEV iş birliğiyle başarılı ancak maddi imkanları kısıtlı öğrencilere burs vermeyi hem de başta yapı sektörü olmak üzere farklı kişi ve kurumların desteğiyle eğitim mekanlarının kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. Bu proje, Hitit Seramik’in önderliğinde başladı ve TEV iş birliğiyle hayata geçirildi. Yapı sektörü öncelikli olmak üzere gıda hariç, tüm sektörlerden proje katılımcılarına açığız.


Bugüne değin, pandemi koşullarına rağmen 20 okulumuza malzeme bağışı sağladık, depremzedelerin yanında olmak adına kampanyalar yürüttük, Kızılay ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görme engellilerin erişimi projesine destek verdik. TEV kanalı ile tıp, hukuk, tasarım ve seramik bölümlerinde okuyan lisans öğrencilerine eğitim bursu ağladık.

Sözün özü olarak diyebilirim ki; Hitit Seramik olarak daha iyi, güzel ve yaşanabilir bir gelecek için tutku ile çalışıyoruz.