HİÇLİĞİN AYNASINDA VARLIK BİLİNCİ
- 13 May
- 2 dakikada okunur
Armağan Ulusoy'un “Hiçliğin Aynasında” başlıklı kişisel resim ve heykel sergisi 9-21 Nisan tarihleri arasında The Best Art Gallery’de izlendi. Sergide sanatçının, tasavvuf düşüncesi paralelinde ‘insanın benlikten arınarak "hiç" olma, yoklukta varlığı bulma’ sürecine odaklanan yapıtları yer aldı.

Mimarlık mesleğini ve sanat çalışmalarını uzun yıllardır birlikte yürüten Armağan Ulusoy’un “Hiçliğin Aynasında” başlıklı kişisel resim ve heykel sergisi The Best Art Gallery’de yer aldı. Küratörlüğünü Meryem İpek ve Mithat Köksal’ın yaptığı sergide sanatçının ‘insanın benlikten arınarak "hiç" olma, yoklukta varlığı bulma’ sürecine odaklanan yapıtları yer aldı.
Resimlerin yanı sıra seramik küpler ve tanrıça heykelleri bu tasavvuf düşüncesi paralelinde düzenlenmişti. Türk mitolojisindeki Umay Ana gibi ana tanrıça figürleri ile klasik Yunan ve Roma mitolojisindeki tanrıçalar hem seramik heykel hem de resim olarak betimlenmişti.
Armağan Ulusoy manifestosunda varlık/yokluk felsefesini şöyle dile getiriyor:
“’Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçimi değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik değil, hiçlik bilincidir.’
Sergideki küplerin hikâyesi, Şems-i Tebrizî’nin bu sözüyle zihnimde şekillenmeye başladı. Küpün kapağından içeri sarkan ayna, suyun yüzeyi gibi hem yüzünüzü gösterir hem de ötenize çağırır sizi. Ona baktığınızda hem kendinizle karşılaşırsınız hem de boşluğun içine düşersiniz. Eser, sessizce şunu sorar: Ben dediğin şey, hakikatin mi yoksa bir görüntüden mi ibaret? Bu küpler yalnızca erzak ya da su depolamak için değildir. Her biri içinde bir hikâye, bir simge, bir çağrı taşır. Küplerin çevresinde ve kapaklarında duran tanrıça figürleri ve antik çağdan kalan simgeler, bu boşluğun sessiz bekçileri gibidir. Topraktan doğmuş bu bedenler ve bu işaretler antik dünyanın hafızasını bugüne taşır. Bir şey olmaya çalışmaktan yorulduğumuzda, bir çömlek gibi olalım. Toprağın sabrıyla. Ateşten geçmiş olmanın dinginliği ile. İçimizi unvanlarla, imgelerle, başkalarının bakışıyla doldurmak yerine, biraz eksilerek. Unutmayalım. İnsan, içindeki boşluk kadar derindir.”




















Yorumlar