TÜRKİYE'NİN YENİLENEN MÜZESİ


Anıtsal yapıların müzeye dönüştürülmesi oldukça zor ve ihtiyat gerektiren bir süreçtir. Anıtı gölgede bırakmadan içindeki eserleri sergileyebilmek müzecilik açısından önemlidir. Bunun en yeni ve başarılı örneğini İznik Nilüfer Hatun İmareti’nde görmekteyiz.


SERKAN GEDÜK*

Müzenin açılışına Bakan Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.

Bursa'nın İznik ilçesinde bulunan Nilüfer Hatun İmareti ve Arkeoloji Müzesi restorasyon nedeniyle sekiz yıldır ziyarete kapalıydı. Bu eşsiz eserin restorasyonu ve teşhir-tanzim projesi tamamlanarak 03 Temmuz 2020 tarihinde yeniden açıldı. İznik Nilüfer Hatun İmareti 1960 yıllarından başlayarak 2012 yılına kadar Helenistik, Bizans, Roma, Selçuklu ve Osmanlı'ya ait eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermekteydi. Yeni düzenleme ile Türk İslam Eserleri Müzesi adı altında Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlerin sergilendiği özel bir müzeye dönüştürüldü. Helenistik, Bizans ve Roma dönemine tarihlenen eserlerin ise İznik Arkeoloji Müzesi adıyla yeni yapılacak müzede sergilenmesi planlanmaktadır.


Müzeye Dönüştürülen Nilüfer Hatun İmaretinin Tarihçesi

Girişin bulunduğu doğu cephesinde paye ve sütunların taşıdığı beş sivri kemerle öne, ikişer kemerle yanlara açılan revak bulunmaktadır. Ters “T” biçiminde bir alana yayılan yapının iç mekânı dört birimden oluşmaktadır. Kare planlı giriş mekânı, aydınlık feneriyle taçlandırılmış olan kubbeyle örtülüdür. Kapalı avlu niteliğinde olan bu mekânın batı yönünde, hem mescit hem de sohbet ve eğitim amaçlı olarak kullanılmış olan, zemini yükseltilmiş dikdörtgen bir birim yer alır. Güney duvarında çok sade bir mihrap barındıran bu mekân iki kubbeyle örtülmüştür. Kapalı avluya, yanlardan birer kapıyla geçilen dikdörtgen planlı birimler açılmaktadır. Bu birimler ise Bursa kemerleriyle desteklenen kubbeyle örtülüdür.Yapının duvarları bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla ile almaşık teknikte örülmüştür. Özellikle güney cephesinde tuğla ve çiniyle meydana getirilmiş ışınsal süslemeler görülmektedir. Yapının iç mekânlarında, giriş eksenindeki iki birimin duvarlarında yatay olarak uzanan, malakâri tekniğiyle yapılmış palmet dizisi dışında herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.


Müzeye Dönüştürülen Mekânların Sergileme Teması

Balmumundan 4 erkek figürlü sofra canlandırması.

Dört birimden oluşan mekanın her bölümünde farklı konseptte sergi temaları oluşturulmuştur. Kare planlı giriş mekânının sol bölümünde İznik’in maketi sergilenmektedir. Sağ bölümü ise açık teşhir olarak düzenlenmiştir. Bu bölümde balmumundan yapılmış dört adet erkek figürü bulunmaktadır. Erkek figürlerinden biri sedirde oturur şekilde, üçü ise bir sofra etrafında Osmanlı geleneğine uygun olarak sağ dizleri dik, sol dizleri yatık bir biçimde bağdaş kurarak otururken sergilenmişlerdir. Sofrada dövme bakırdan yapılmış sini denilen büyük yuvarlak tepsi küçük sehpa üzerine yerleştirilmiştir. Sininin üstünde kapaklı sahanlar, kaşıklar ve peşkirler bulunmaktadır. Bilindiği gibi Osmanlı yemek kültüründe sofrada kullanılan tek araç kaşıktı. Kaşıklar genellikle şimşir, abanoz, sedef ve bağa gibi çeşitli malzemelerden yapılır, gümüş ve altın kullanılmazdı. Kaşık sapları özel olarak biçimlendirilir. Yemeğin çeşidine uygun olarak kaşıkların biçim ve boyutları farklılık gösterebilirdi. Yemekler genellikle elle yenildiğinden sofrada elleri silmek için peşkirler kullanılırdı.

Girişin karşısında bulunan ve bir sekiyle yükseltilen birimin genel görünümü.

Giriş bölümünün karşısında bulunan ve bir sekiyle yükseltilen birimin güney duvarında basit bir mihrap bulunmaktadır. Bu mihraplı mekânın özelliği Cuma ve bayram namazları dışında vakit namazlarının kılındığı bir mescit olarak kullanılmış olmasıdır. Ayrıca ibadet saatleri dışında ders ve ilmî sohbet işlevlerine de tahsis edilmiş özel bir alandır. Bu alanda mimarinin kullanım şekline göre eserler seçilmiştir.


Müzenin en ilgi çekici yanı bazı vitrinlerin bir esere odaklanmış olmasıdır. Örneğin Eşrefoğlu Rumi Camisi’ne ait çini kitabe ile birlikte hemen yanı başında Eşrefoğlu Rumi’ye ait şu cümle ilgi çekmektedir. “Sanursın Eşrefoğluyam ne Rûmiyem ne İznikî Benem ol dâim ü bakî göründüm sureta insan” (Sen beni Eşrefoğlu diye tanırsın, İznikli de değilim Anadolulu da daima ve ebedi olarak insanım” yazılı söz ve çini görülmeye değerdir.


Yapının güney bölümü İznik’e mal olmuş çini ve seramik üretimi hakkında canlandırmaların ve eserlerin sergilendiği bir bölüme dönüştürülmüştür. Bu bölümde ayrıca iki dönem halinde İznik'te yapılan kazı çalışmaları hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Unutmamak gerekir ki, 1963-1969 yılları arasında İznik'e asıl ününü sağlayan çini ve seramikle ilgili araştırmaların ilk dönemi Prof. Dr. Oktay Aslanapa’yla başlamıştır. Bu çalışmalar aynı zamanda Türkiye'de Ortaçağ Kazısı geleneğini başlatmıştır. İkinci Dönem kazı çalışmaları 1981 yılından itibaren yine Prof. Dr. Oktay Aslanapa, 1993 yılından 2006’ya kadar ise Prof. Dr. Ara Altun’un başkanlığında sürdürülmüştür. Kazı çalışmaları 2007 yılından günümüze Doç. Dr. Belgin Demirsar Arlı başkanlığında devam etmektedir.

Para ve tütün keseleri.

Bilimsel kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkartılan Osmanlı seramikleri ve duvar çinilerine, bezeme üsluplarına veya satın alındıkları yerlere göre Milet İşi, Haliç İşi, Şam İşi, Rodos İşi gibi isimler verilmiştir. İznik’te bulunan seramikler kırmızı ve beyaz hamurlu olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Kırmızı hamurlu seramikler Slip, Sgrafito ve Milet İşi olarak tanınan üç ayrı teknik ve üsluptadır. Bu bölümde bu özelliklere sahip seramik ve çinileri görebilirsiniz. Söz konusu bu tekniklerle 14. yüzyıldan itibaren günlük kullanım seramiği üretilmeye başlanmıştır.


Müzede 15. yüzyıldan itibaren Milet İşi olarak tanınan beyaz astarlı, mavi-beyaz dekorlu seramiklerin en seçkin örneklerine, Haliç İşi adı verilen mavi-beyaz seramiklerin ince spiral kıvrımlar bezenmiş örneklerine, 16. yüzyılın ikinci çeyreğinde mavi- beyaz bezemeye mangan moru ve puslu bir yeşilin ilave edilmesiyle Şam İşi olarak tanınan seramik örneklerine, yine aynı yüzyılın ortasından itibaren mavi-beyaz bezemeye zümrüt yeşili ve mercan kırmızısı da eklenmiş örnekleri görülebilmektedir. Ayrıca 16. yüzyılda İznik atölyelerinde seramiklerin yanında, Saray Nakkaşhanesi’nde hazırlanan desenler doğrultusunda, dini ve sivil mimari için çiniler de üretilmiş ve kazılar sonucu ortaya çıkmış çini örnekleri de görülmeye değerdir.

Müzede bulunan çini ve seramik vitrinleri.

17. yüzyıldan itibaren ekonomik sıkıntılardan dolayı saray ve selatin camiler için üretilen çiniler azalmış ve Çin porseleni ithali artmıştır. Bu etkenlerden dolayı İznik Çini atölyelerinde kalite düşmüştür. Özellikle bu dönemde İznik çiniciliğini önemli ölçüde etkileyen kırmızı rengin giderek kahverengiye dönüştüğü, konturların kalınlaştığı ve sır bozulmalarının olduğu görülür. Bu geçiş örneklerinden müzede görmek mümkündür. Bu bölümün en önemli özelliği bölgede yapılmış kazılar sonucu ortaya çıkartılan İznik Çini fırınlarının üç boyutlu bire bir boyutta modellemesine sahip olmasıdır. Bilindiği gibi İznik ve çevresindeki bilimsel kazı ve araştırmalar sonucunda tespit edilen çini fırınlarının sadece ateşhane bölümleri ortaya çıkmıştır. Sayısı kırk civarında olan bu fırınların, ateşhanelerin üst yapısını oluşturan pişirim odalarından günümüze ulaşabilenine henüz rastlanmamıştır. Ortaya çıkarılan fırın ateşhaneleri iki farklı plan tipinde gruplandırılabilir. Birincisi kareye yakın bir altyapı üzerinde yükselen, kubbeli ve tek ısı delikli; diğeri ise dikdörtgen bir altyapı üzerinde kemerlerle birbirine bağlanan, tonozlu ve çok ısı deliklidir.


İznik çini fırınlarında çalışan seramik ustası heykeli. İznik çini fırınlarının gerçek bire bir boyutta modellemesi.


Sergide modellemesi yapılan Çini fırını ateşhanenin formuna uygun olarak kareye yakın dikdörtgen bir dış yapı içinde oval formlu ve basık kubbeli bir içyapı özelliğinde yapılmıştır. Bacayla son bulan fırının pişirim sırasında kapatılan yükleme ağzı ile gözlem delikleri kesitte görülmektedir. Pişirim odası içine seramik, pişirilecek eserin tekniğine bağlı olarak oluşturulan özel fırın malzemeleri yerleştirilmiştir. Pişirimde kırmızı hamurlu seramikler için ağırlıklı olarak üçayaklar kullanıldığı, beyaz hamurlu seramikler için ise kaset veya çeşitli boydaki ayaklara oturtulan portatif raflar kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca seramiklerin yapımı ve pişirim aşamaları başarılı bir şekilde gösterilmiştir.

Müzenin kuzey bölümünde Osmanlı dönemi günlük hayatında kullanılan mühür, sikke, lüle, kahve, yazı, aydınlatma ve koku araç gereçleri sergilenmektedir.

Kahve araç gereçleri

Bu bölümde özellikle kahve araç gereçlerine önemli ölçüde yer verilmiştir. Kahveyle ilgili sergilenen eserlere baktığımızda kahve çekirdeğinin kavrulması, soğutulması, öğütülmesi ve pişirilmesi aşamalarından geçerek içilmeye hazır hale getirilmesinde kullanılan araç ve gereçlerin yanı sıra kahve sunumunda kullanılan kahve güğümü, kahve ibriği, fincan ve fincan zarfı, kahve sitili gibi eserler sergilenmektedir. Bilindiği üzere kahve 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Saray’da ve Saray çevresinde günlük olarak tüketilen ve zamanla yayılan temel içeceklerden birisi olmuştur. Geleneğimizde önemli bir yere sahip olan kahveyle ilgili çeşitli eserlerin sergilenmesi müze koleksiyonunun zenginliğine işaret etmektedir.



Osmanlı sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan buhurdan ve gülabdanla ilgili eserler de bu bölümde yer almaktadır. Buhurdan (tütsülük) içinde tütsü yakılan maden, porselen veya seramikten yapılan özel kaplara verilen addır. Osmanlı döneminde buhur yakmak adettendir. Gül suyu genellikle “gülabdan” denilen, üst kısmındaki ince ağızdan gül suyu serpmek için kullanılan özel şişelerde sunulurdu. Özellikle günde iki kez yenilen yemeklerin ardından bir seremoni halinde buhur yakılarak gül suyu ikram edilirdi. Buhurdan ve gülabdan genellikle birlikte takım olarak yapılmaktaydı. Bu nedenle aynı malzeme, işçilik ve süslemeye sahiptirler. Sergi salonunda 19. yüzyıla tarihlenen seçkin buhurdan ve gülabdan örneklerinden görmek mümkündür. Bu bölümde dikkati çeken en önemli eser guruplarından biride İslami dönem sikkelerdir. Özellikle 1331 yılında İznik’i fetheden Orhan Gazi’nin bastırmış olduğu sikkeler dikkat çekmektedir.

Osmanlı'da kitap ve hat sanatının çok değer görmesi, bu eserlerin hazırlanmasında ve yazımında kullanılan araç gereçlerin de birer sanat eseri niteliğinde hazırlanmasını sağlamıştır. Müzede kitap ve hat sanatında kullanılan hokkalar, kalemler, maktalar, makaslar ve kalemtıraşlar önemli bir yer tutmaktadır.

Ayrıca müzede 19. yüzyılda sigara kullanımının başlamasıyla birlikte tütün içmek için yapılmış olan seramikten üretilmiş lüle örnekleri, para veya tütün muhafaza etmek için kullanılan kuşakta ya da elde taşımak üzere tasarlanmış kese örnekleri, koku ve enfiye kutuları, pamuklu veya keten dokumalardan yapılmış el havluları olan peşkirler ve aydınlatma araçlarıyla ilgili örnekler sergilenmektedir.


Zengin kültürel ve tarihsel birikime sahip olan ülkemiz, zaman içinde inşa edilen yeni müze binalarının yanı sıra günümüze ulaşan taşınmaz kültür varlıkların da restore edilmesiyle pek çoğu müzeye dönüştürülerek ziyarete açılmaktadır. Başarılı bir şekilde restore edilerek tekrardan müzeye dönüştürülen İznik Nilüfer Hatun İmareti; Türk İslam Eserleri Müzesi bunun en son örneğidir. Müzeyi gezdiğinizde tasarlanan, algılanan ve yaşanan mekanlar arasında eserler dengeli verilmeye çalışılmıştır.

(*) Kocaeli Müze Müdürü, Kuratör ve Uzakdoğu Porselenleri Uzmanı.


KAYNAKÇA:


ARLI, B.D. ve Altun, A., (2008) Anadolu Toprağının Hazinesi Çini Osmanlı Dönemi, Kale Grubu Kültür Yayınları, Kitap Yayınevi, İstanbul, s-23-25.

Başkan, S.(1986), “İznik’te Nilüfer Hatun İmareti”, Türkiyemiz, sy. 48, İstanbul:18-20.

Demirsar Arlı, B. (tarihsiz), “İznik Çini Fırınları Kazısından İlgi Çekici Örnekler”, Uluslararası İznik Sempozyumu, (5-7 Eylül 2005), İstanbul, 347-354,498-501

Eyice, S. (1957). “İki Türk Abidesinin Mahiyetleri Hakkında Notlar, İznik’te Nilüfer Hatun İmareti ve Kayseri’de Köşk Medrese”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yıllık Araştırmalar Dergisi, II: 110-112.

Eyice, S. (1987), Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, I. cilt, 1. Sayı, İstanbul:65-116.

Gedük, S., (2018), Topkapı Sarayında Kahve Geleneği, Epos 7 Dergisi 2.sayı, İstanbul.

Gedük, Serkan (2013), Osmanlı Saray Kültüründe Buhur ve Gülsuyu Geleneği, Topkapı Sarayı Müzesi 6 Yıllıkları,6, İstanbul:138-155.

İznik Müze Müdürü Ahmet Türkmenoğlu’na verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum.

İznik Nilüfer Hatun İmareti; Türk İslam Eserleri Müzesi, bilgi panosu.

Yar, Hülya Serpil (2008), “Osmanlı Sarayında Mutfak Kültürü ve Sofra Gelenekleri”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Bilim, Sanat, Teknoloji ve Endüstri Dergisi

 

© 2020. Türkiye Seramik Federasyonu. Tüm Hakları saklıdır.

Tasarım ve Uygulama

  • Twitter
  • Instagram
  • Gri LinkedIn Simge